Eşcinselliğe Toplumda Neden Hep Cinsellik Üzerinden Bakılır?
Eşcinsellik denildiğinde toplumun aklına neden ilk
olarak cinsellik geliyor?
Bu soruyu sormak gerekiyor.
Çünkü eşcinsel bir insan hakkında konuşmaya
başladığımızda konu çoğu zaman onun nasıl biri olduğundan, kimi sevdiğinden,
nasıl bir hayat yaşadığından ya da neler hissettiğinden önce cinselliğine
getiriliyor.
Sanki eşcinsel bir insanın hayatındaki en önemli,
hatta bazen tek mesele buymuş gibi.
Oysa eşcinsellik bir insanın bütün hayatı değildir.
Bir insan eşcinseldir. Aynı zamanda bir evlattır,
arkadaştır, çalışandır, öğrencidir, sanatçıdır, komşudur, âşık olabilir,
ayrılabilir, yalnız kalabilir, hayal kurabilir, hata yapabilir. Kısacası bir
insandır.
Fakat toplumun eşcinselliğe bakışında çoğu zaman
bunların önüne cinsel yönelim geçiyor.
Neden?
Bunun önemli nedenlerinden biri önyargı.
Heteroseksüellik toplum tarafından çoğu zaman hayatın
doğal ve sorgulanmayan bir parçası olarak görülüyor. Bir erkek bir kadından
hoşlandığında bunun üzerine uzun uzun düşünülmüyor.
Ama aynı şey iki erkek arasında olduğunda insanlar bir
anda daha fazla merak etmeye başlıyor.
“Ne zaman fark etti?”
“Nasıl eşcinsel oldu?”
“Bunu nasıl yaşıyor?”
Hatta konu bazen kişinin özel hayatına kadar
taşınıyor.
Buradaki problem, merakın kendisinden çok merakın
yöneldiği yer.
Çünkü heteroseksüel bir insanın özel hayatını
konuşurken bile onun bütün varlığını cinselliğine indirgemiyoruz. Eşcinsel bir
insan söz konusu olduğunda ise bunu çok daha kolay yapabiliyoruz.
Sanki “eşcinsel” kelimesi, insanın geri kalan bütün
özelliklerini silip yalnızca cinsel yönelimini bırakıyor.
“Eş-cinsel” kelimesi bile bunu düşündürüyor mu?
“Eşcinsel” kelimesini duyduğumuzda içindeki “cinsel”
kelimesi ister istemez dikkat çekiyor.
Elbette burada kelimenin kendisini suçlamak doğru
değil. “Cinsel” ifadesi, kişinin cinsel yönelimini anlatıyor. Kelimenin varlığı
bir problem değil.
Problem, bizim eşcinselliği nasıl algıladığımız.
Çünkü bir kavramın içinde “cinsel” kelimesinin
bulunması, o kavramın yalnızca cinsel davranıştan ibaret olduğu anlamına
gelmez.
Cinsel yönelim, insanın kimden hoşlandığı ve kime
romantik ya da cinsel çekim duyabildiğiyle ilgilidir.
Ama toplum bazen bunun yalnızca ikinci kısmını görmek
istiyor.
Ve ortaya tuhaf bir durum çıkıyor:
Bir insanın kimi sevdiği konuşulurken, konu sürekli
olarak onun ne yaptığına indirgeniyor.
Eşcinsel bir insanın aşkı neden bu kadar kolay cinselliğe indirgeniyor?
Çünkü toplum uzun yıllar boyunca eşcinselliği normal
bir insan ilişkisi olarak görmek yerine, “farklı” ve “sakıncalı” bir davranış
biçimi olarak değerlendirdi.
Bu bakış açısı bugün tamamen ortadan kalkmış değil.
Eşcinsel bir çift el ele tutuştuğunda bile bazı
insanların aklına ilişkinin kendisinden önce cinsellik gelebiliyor.
Oysa iki insanın el ele tutuşması neden doğrudan
cinsellik olarak görülmeli?
Birbirlerini sevmeleri neden yalnızca yatak odası
üzerinden düşünülmeli?
Birlikte yemek yemeleri, sinemaya gitmeleri, kavga
etmeleri, barışmaları, birbirlerini özlemeleri, birbirlerine destek olmaları
neden bir heteroseksüel çiftte olduğu gibi sıradan bir ilişki olarak
görülmesin?
İşte burada önyargı kendini gösteriyor.
Çünkü mesele artık eşcinsel insanların ne yaptığı
değil.
Onlara nasıl baktığımız.
Eşcinsellik bir insanın bütün kimliği değildir
Belki de en büyük yanılgılardan biri burada.
Bir insanın eşcinsel olduğunu öğrendiğimizde onun
hakkında bildiğimiz tek şey cinsel yönelimidir.
Ama nedense bazen bundan çok daha fazlasını
bildiğimizi düşünüyoruz.
Hayır.
Birinin eşcinsel olduğunu bilmek, onun nasıl biri
olduğunu söylemez.
İyi biri olabilir.
Kötü biri olabilir.
Çekingen olabilir.
Sosyal olabilir.
Komik olabilir.
Sıkıcı olabilir.
Romantik olabilir.
Romantik olmayabilir.
Bunların hiçbirini cinsel yönelimi belirlemez.
Tıpkı heteroseksüel bir insanın kadınlardan ya da
erkeklerden hoşlanmasının onun karakterini tek başına belirlememesi gibi.
Eşcinsel bir insanı yalnızca eşcinselliği üzerinden
değerlendirmek, onu tanımadan hakkında bir sürü şey varsaymak anlamına gelir.
Asıl mesele cinsellik değil, bakış açımız
Cinsellik insan hayatının doğal bir parçasıdır.
Bunda utanılacak veya ayıplanacak bir şey yok.
Ama eşcinselliği konuşurken sürekli cinselliğin
kendisine odaklanmak başka bir şeydir.
Çünkü bu durumda eşcinsel insanı görmeyi bırakıp onun
yönelimini görmeye başlarız.
Bir insanın hayatındaki tek önemli şey cinsel
yönelimiymiş gibi davranırız.
Ve bu, görünüşte merak gibi dursa da çoğu zaman
önyargının bir sonucudur.
Çünkü heteroseksüel bir insanı “insan” olarak görüp
eşcinsel bir insanı önce “eşcinsel” olarak görüyorsak, burada eşit bir bakıştan
söz etmek zor.
Belki de sormamız gereken soru bu;
Eşcinsellik neden cinsellikle bu kadar
özdeşleştiriliyor?
cevap eşcinsellikte değil, toplumun ona bakışında.
Çünkü eşcinsel insanın hayatında aşk da var, yalnızlık
da var, arkadaşlık da var, aile de var, iş de var, hayaller de var, hayal
kırıklıkları da var.
Tıpkı herkes gibi.
Cinsel yönelim bunların yalnızca bir parçası.
Bir eşcinsel insanı gerçekten görmek istiyorsak, önce
onu yalnızca cinsel yöneliminden ibaret görmeyi bırakmamız gerekiyor.
Çünkü eşcinselliği yalnızca cinsellik üzerinden
görmek, aslında eşcinsel insanı da yalnızca cinselliğinden ibaret görmek
demektir.
Sorun eşcinsellikte değil.
Sorun, eşcinsel bir insana karşı olan bakış açısında.
Editör – Ali Sinop

Yorumlar
Yorum Gönder