🌍 Choose your language

WhatsApp Kanalı

Yeni yazılardan anında haberdar olun!

WhatsApp Kanalına Katıl

ŞERBET BÖLÜM 1



 

12 Haziran 1978

Onun adı Şerbet, annesi ona bu ismi verirken “benim bal kızım, şerbet gibi tatlı kızım” diyerek vermiş bu ismi ona. O kız büyüdü ve kaderi annesinin tabiriyle “bal, şeker” gibi tatlı olmadı. Ona bulunduğu yerde “Alev” diye hitap ediyorlardı. O da zamanla artık kendi gerçek adını unutmuş olmalı ki, ona “Alev” diye seslenilmesini yadırgamıyordu artık. Ama bir kişi vardı ki O, onun “Alev” kimliğinden habersizdi. Onun yanında kendi öz ismini kullanırdı. Ödü patlardı bir kişi çıkacakta onun yanında ona “Alev” diye seslenecek diye. Alev’in yani gerçek ismiyle Şerbet’in 17 yaşında daha lise talebesi olan oğlu Murat, annesinin “Alev” kimliğinden habersizdi. Annesinin geceleri pavyonda çalıştığını biliyordu ama temizlikçi diye biliyordu annesini orada. Pavyon şarkıcısı Alev’in namı hatırı sayılır şekilde yayılmıştı tabi, 17 yaşında bir genç delikanlının kulağına gelmemesi olanaksızdı. Ama Murat, o şarkıcı Alev’in annesi olduğunu hiç kestiremedi. Abartılı peruklar takıp, yüzünde tabir-i caizse 9 ton boyayla çektirdiği afiş resimlerinden bile tanıyamamıştı annesini Murat… Ya da içten içe 17 yaşında bir delikanlı olarak tanıyordu ama tanımamazlıktan geliyordu. Belki de konduramıyor, kondurmak istemiyordu annesine, çünkü onun annesi orada temizlikçiydi. Ona öyle söylemişti yıllardır, annesi ona yalan konuşacak değil ya! Alev, oğlu Murat’ın yanında yüzüne hiç boya sürmezdi, tek bir ruj bile… belki o ağır boyalar oğluna konuştuğu büyük yalanlarla arasına duvar örerdi. Boyasız şekilde Şerbet olunca, boyalı Alev’e hiç benzemezdi belki. Böylelikle oğluna konuştuğu büyük yalanlar o boyalı duvarın ardında kalırdı. Alev’in yani Şerbet’in annesi o daha 11 yaşındayken ölmüş, babası hemen başka bir kadınla evlenmişti. Babasının o kadından bir kızı daha olmuştu. Şerbet kız kardeşini çok sevmişti. Ona bakınca hemen gözleri dolardı. Sebebini o da tam olarak bilmiyordu fakat kardeşine her baktığında gözleri dolar ve sonrasında dolan gözlerinin içi sevgiyle parıldar ve gülümseyerek kardeşinin yüzüne bakardı. Şerbet annesinin yokluğuna bir türlü alışamamıştı. Üvey anne, asla öz annesinin yerini tutmamıştı onda. İçinde sadece annesinin doldurduğu o boşluk Şerbet’in hayatı boyunca hiç dolmadı ve o boşluğun yalnızlığını hep hissetti için de Şerbet. Şerbet’in kız kardeşi Firdevs daha 5 yaşındayken, Firdevs’in öz annesi, Şerbet’in de üvey annesi olan kadın, amansız bir hastalık sonucu ölmüştü. Babaları da ardından çok yaşamadı. 1 seneyi doldurmadan o da ölüp gitmişti. Şerbet 5 buçuk yaşındaki kardeşiyle ortada kalmıştı. Kendisi de 3 ay sonra 17 yaşına basacaktı daha. Çalışıp kardeşine de kendine de bakmalıydı Şerbet ama nasıl? O sıralarda mahallelerine yeni taşınan hafif meşrep halleriyle mahallelinin de oldukça dikkatini çeken, geçmişi üstünden başından akan 40 küsurluk Nermin, Şerbet’le çok muhatap olmaya başlamıştı. 17 yaşında cahil kız kandırması, aklına girmesi kolaydı tabi onun için… Sahipleneni de yok hazır! Ama aslında tam da öyle değildi. Nermin geçmişi olan, hali ve tavrıyla mahallede göze batan bir kadın da olsa aslında içten içe iyi bir insandı. Nermin’in ilk başlarda nasıl bir kadın olduğunu Şerbet tam olarak anlamamıştı, sonraları yavaş yavaş anladıktan sonra da Nermin ona söylemişti zaten gerçeği; Nermin’in doğuştan hissettiği cinsiyetiyle, doğuştan ona verilen bedensel cinsiyeti uyuşmuyordu. O toplumun tamamen reddettiği, ağır yargıladığı bir kadındı. Nermin’in niyeti Şerbet’in hayatını karartmak değildi asla! Onu kötü yola sürüklemekte de değildi. Nermin’in niyeti tam olarak aslında ortada kalan iki kız çocuğuna kol kanat germek yardım etmekti. Şerbet’te zamanla sevmişti Nermin’i, bir abla gibi sahiplenmişti. Nermin’in daha önceden bildiği bir mekân olan pavyonda garson kız aranıyordu. Nermin bunu Şerbet’e söyledi, niyeti olayların buralara gelmesi değildi. Nermin olayların buralara kadar geleceğini o zaman bilseydi asla Şerbet’i o işe göndermezdi. Şerbet’te tabi çaresizlikten işi kabul etti. Başka çaresi mi vardı sanki? Bakması geren 5 buçuk yaşında bir kardeşi vardı. Şerbet o pavyondaki işi kabul etti ve o işe başladı. İlk başlarda garson olarak işini yaparken pavyon sahibi olan Recep, yavaş yavaş Şerbet’i açtığı cehennem kapısından içeriye çekmek üzere planlar yapıyordu kafasında. Nasıl yapsaydı da Şerbet’in ilk başta gözünü boyayıp o kapının ardındaki cehennem hayatını sanki bir cennet hayatı gibi gösterseydi de Şerbet kanıp içeriye girseydi. Şerbet’in masum güzelliği, basitliği Recep için bulunmaz bir madendi adeta. Onu ne yapsaydı da avcunun içine alsaydı. İstediği her şeyi de yaptı Recep, Şerbet’e haftanın iki günü pavyonda sahneye çıkmasını teklif etti ilk önce. Karşılığında alacağı yüksek rakamlarla da gözünü boyalamaya çalışırken garsonlukla sınırlı kalmamasını söyledi ona. Şerbet teklif karşısında hem şaşırmıştı hem de kendini kısa süre içerisinde şanslı hissetmişti. Çünkü o kadar güzel paralar teklif etmişti ki, kardeşine çok rahat hayat yaşatırdı. Ama… Aması vardı… Şerbet gözlerinde kardeşine baktığında oluşan o sevgi parıltısıyla cevap verdi; “ama ben şarkı söylemesini bilmem ki…” Gözlerinde sadece kardeşine baktığın da oluşan o parıltının, o anda da gözlerinin içinde görülmesinin sebebi, eğer o paraya sahip olursa kardeşinin de hiçbir sıkıntısının kalmayacağıydı. Recep “hiçbir sıkıntı yok canım…” Diyerek başladı Şerbet’in sorusu karşısında cevap olarak ve devam etti;

— Sanki artık herkes sesi olduğu için mi şarkı söylüyor? Senin güzelliğin yeter sahne de. Seni herkesin bildiği yıldız yapacağım. Televizyonlara bile çıkacaksın.

Dedi ve ekledi…

— Yeter ki sen “he” de! Ve aramızda bağlılığın oluşması için bu sözleşme kağıtlarını imzala.

Recep konuşurken Şerbet’in kafasında alacağı parayla kardeşine nasıl bir hayat kuracağının planları istemsiz bir şekilde dönerken Recep’in teklifini kabul etti Şerbet. Sözleşme diye verdikleri kağıtlara imzasını atarken bir nevi Şerbet ölüm fermanını imzaladığından habersizdi. Evet, o imzalardan sonra Şerbet resmen ölmüştü artık! Alev doğmuştu. Şerbet artık evde kardeşi ve oğlu için sadece nefes alıp verme zorunluluğunda olan biri olmuştu. Belki onlarda olmasa o nefesini de kesecek ve bedenen de alıp başını gidecekti. Şerbet yani artık yeni adıyla Alev, Beyoğlu’nda bulunan ve ismini de bulunduğu semtten almış Beyoğlu Pavyon’unda garson olarak çalışırken, şarkıcılık yapmaya başlamıştı. Kısa zamanda Şerbet, Alev ismiyle o pavyonda artık sadece bir şarkıcı değildi, orada niyeti ahlaksızlık olan erkeklere de malzeme olarak sunuluyordu, zorla! Şerbet cennet kapısı zannederek girdiği kapının aslında bir cehennem kapısı olduğunu anlamıştı artık ama çok geçti. Sözleşme kuralları gereği işi bırakıp gidemiyor, bir de üzerine sürekli bitmek bilmez bir şekilde borçlu çıkıyordu. Eğer her şeye rağmen çekip, kaçıp gidecekse de Recep onu ya kendi hayatıyla ya da kardeşinin hayatıyla tehdit ediyordu. Bir keresinde Şerbet isyan edip kendini savunarak Recep’e karşı çıkmıştı,

— Ben bunun için imzalamadım o kağıtları, ben burada sadece garsondum…

Diyerek lafının sonunu getiremeden ağlama krizine tutulmuştu Şerbet Recep’in karşısında ve ağlayarak da olsa lafının devamını getirmek istedi ve ekledi,

— Nermin abla böyle olacağını söylememişti…

Recep karşısında çaresizlik içinde ağlama krizine tutulmuş Şerbet’in tek bir damla göz yaşına bile acımadan yüzündeki acımasız ifadesiyle Şerbet’in son sözüne cevap verdi;

— O kaltak Nermin mi? Kızım sen o kaltak Nermin’e mi güveniyorsun? Onun lakabı ‘kaltak’ be! Ne beklersin o sonradan olma karıdan?

Şerbet gidip olanları Nermin’e anlatınca Nermin,

— O Recep’in şerefsiz olduğunu bilirdim ama bu kadarını tahmin etmezdim. Yemin ederim böyle olacağını bilmiyordum Şerbet… Yemin ederim! Yoksa gönderir miyim ben seni oraya? Kabul et der miyim sevinçle şarkıcılık teklifini?

Dedikten sonra Nermin,

— Ben sen iyi hayat sür diye şarkıcılık teklifini sevinçle kabul et dedim, böyle olacağı aklımın ucundan geçmezdi.

Diye de ekledi.

Nermin sözlerinde samimiydi, o asla hiçbir zaman Şerbet’in de küçük kardeşi Firdevs’in de kötülüğünü istemedi. Hatta Şerbet pavyona geceleri işe giderken Firdevs’e o baktı. Yıllar böyle çaresizce akıp giderken 18indeyken Şerbet, pavyonda bir gece Recep’in cinsel şiddetine maruz kaldı. Çırpınmaları, bağrışmaları hiçbir sonuç vermedi. Kimse onu kurtarmadı Recep’in elinden, ya da kurtarmaya cesaret edemedi. Ve son derece çirkin ve travmatik o olay sonucu Şerbet hamile kalmıştı. Şerbet bu olayı kolay kolay atlatamadı, defalarca intiharı denedi ama her seferinde de başaramadı kendini öldürmeyi. Çünkü geride bir kardeşi vardı, ona kim bakacaktı? Ne olacaktı onun hali? Kız çocuğu üstelik sonu onun gibi mi olsaydı? Sırf onun başında dursun ona sahip çıksın diye, kendi canına kıymaktan her seferinde vazgeçti Şerbet. Ama bu büyük travmatik olay sonucu Şerbet’in hayatına oğlu Murat dahil olmuştu. Murat’ın babasının Recep olduğunu sadece Şerbet ve Nermin biliyorlardı. Bu büyük sır sadece ikisinin arasında kalacaktı mezara kadar, asla ne Murat babasının kim olduğunu öğrenecekti, ne de Recep, Murat’ın babası olduğunu öğrenecekti ömürleri boyunca. Murat doğduğunda Firdevs daha 6 buçuk 7 yaşlarında olduğu için çoğu şeyin idrakini yapamıyordu tabi, tamam belki ablasının karnı burnunda hamile olduğunu bilebilir, ileri ki yaşlarında bunu hayal meyal hatırlayabilir ama ablasının neden ve nasıl hamile kaldığını o yaşlarda tam olarak idrak edemez elbette. O büyük iğrenç tecavüz olayının hemen sonrasında bile Şerbet, Beyoğlu pavyonunda sahneye çıkmaya devam etmişti. Nasıl etmesin? Ama hamile olduğu için karnı yavaş yavaş çıkmaya başladığında Nermin, Recep’in karşısında çıkmıştı;

— Alev çok hasta sahneye çıkamayacak. Bir müşteriyi reddetti diye kemiklerini kırmışsın kızın. Doktor “uzun süre yataktan kalkamaz, kemiklerinin kaynaması lazım” dedi. O yüzden onun yerine birkaç ay ben çıkacağım sahneye.

Dedi Nermin, Recep’e…

Recep’te Nermin’e cevabını verdi tabi hemen;

— Ne diyorsun sen kaltak karı? Müşteri onun için geliyor buraya be! Ne birkaç ayı? Birkaç ayda ben onsuz dükkâna kilit vururum be!


Dedi.

Nermin,

— Kızın döve döve kemiklerini kırmışsın yataktan kalkamıyor laftan anlamıyor musun sen? Hem o ne yaparsa bende yaparım, merak etme. Yüzümü kara çıkardın zaten kıza, sana yolladığıma bin pişman oldum. Bırak kız dinlensin.

 

Dedi Nermin ve Recep Nermin’e arsız, alaycı ve son derece uygunsuz bir şekilde cevap verdi;

— Kız kaltak Nermin, sen nasıl Alev’in yaptığı işleri yapacakmışsın? Sen pipini kestirdin mi? Yoksa arkası da aynı işi görür mü diyorsun?

Nermin Recep’in sözüne umursamaz ve biraz kızgın bir ses tonuyla cevap verir;

— Doktor yataktan uzun süre çıkamaz diyor. Bırak kızı dinlensin, ben ne gerekirse onun yerine yapmaya razıyım.

Recep o anda Nermin’in yüzüne o tipsiz ve katı yüz ifadesinin içerisinde Nermin’in teklifini kabul etmiş gibi bir yüz ifadesiyle bakar. Nermin’in dedikleri de yalan değildi. Şerbet, Recep onu yabancı adamlara satarken Şerbet direnip ısrarla kabul etmeyince Şerbet’i öldüresiye döverdi. Şerbet Recep’ten onun çocuğunu karnında taşırken de öldüresiye dayak yemişti, yalan değildi yani. Yıllar geçti… Murat doğdu, büyüdü liseye giden 17 yaşında koca delikanlı oldu. Şerbet ise 35 yaşında yolunu yarılamış, içinde zerre yaşam sevinci ve isteği olmayan genç bir kadındı artık. Şerbet nefes alıp veriyorsa sadece oğlu Murat için ve artık 24 yaşına basmış genç kız kardeşi Firdevs içindi. Şerbet içinde çok sır saklıyordu. Sadece oğlunun babasının kim olduğu gerçeğini de değil, Şerbet Beyoğlu pavyonunda öyle büyük skandal bir sırra tanıklık etmişti ki, ortaya çıksa yer yerinden oynardı. Şerbet yine senelerdir her gece olduğu gibi Beyoğlu pavyonunda sahne almıştı ve sabaha karşı sahnesi bitmiş, kulisinde bir an önce yüzündeki ağır makyajından, ışıltılı, her yerinde dekoltesi olan elbisesinden kurtulup, Şerbet kimliğiyle evin dönmek için elini çabuk tutarken odasına Recep gelmişti. Recep’in maddeyi ve alkol kullanımını fazla kaçırdığı her halinden belliydi. Ayakta duracak hali yoktu, sağ sola yalpalanıyordu. Ve o haliyle Şerbet’e askıntılık edip ona zorla dokunmaya başlamıştı. Şerbet çırpınıp, istemediğini söylese de o durmuyordu. Recep Şerbet’e cinsel saldırısına devam ederken Şerbet kendini korumak için Recep’i sert bir şekilde kendinden karşıya tüm gücüyle iteklemişti. Zaten alkol ve maddenin etkisinden ayakta duracak hali olmayan Recep dengesini sağlayamayıp tam arkasındaki duvara kafasını sertçe vurarak baygın bir halde yere yığıldı. Recep yere yığılırken duvarda boydan boya kan izleri olmuştu. Recep kafası kanar bir şekilde baygın yerde yatarken Şerbet büyük bir telaşa kapıldı. O anda Şerbet’in aklından “öldürdüm onu… Ne yapacağım ben?” lafları dönüp dururken eğer Recep ölmüşse onun bir ordu dolusu silahlı, kötü adamları var. Bunu onun yanına asla koymazlardı. Anında öldürürlerdi onu, hatta belki de kardeşine, oğluna zarar verirlerdi. Bu felaket senaryoları o anda Şerbet’in aklında dolaşırken Şerbet’in aklına o anda çılgın bir fikir gelmişti. Bu öyle bir fikirdi ki ya batacaktı ya çıkacaktı! Çünkü çok riskli bir kurtuluş planı gelmişti aklına. Çok zamanı da yoktu düşünüp karar vermeye, Recep’in adamlarından oğlunu ve kardeşini korumak için başka yol yoktu. Tabi kendini de… O anda üzerindeki dekolteli sahne kıyafeti ve makyajıyla fırlarcasına kendi kulis odasından çıktı ve Recep kafası kanlar içinde yerde baygın bir halde odada yalnız kalmıştı. Şerbet kimseye görünmeden aceleyle Recep’in pavyondaki odasına gitti ve içeriye girip kapıyı kapattı. Telaştan eli ayağı karışmış hızlı adımlarla Recep’in masasının yanına gitti, masanın hemen yanında yerde yeşil, metal çevirmeli çelik kasanın başına eğildi.


— Neydi?

Diye düşündü “neydi? ...”

Kasanın şifresini Recep kendisi girerken bir keresinde onun eline bakarak hafızasına kazımıştı. Normal zamanda sorsan hatırlayıp hemen söylerdi ama şimdi o anda… Belki de aylardır sırf o çantanın içindekiler için hafızasında tuttuğu kasanın şifresi aklından uçup gitmişti adeta.  Biraz daha düşündü ve…

— Tamam, buldum! Çok şükür.

Dedi. Şerbet aklındaki şifreyi çevirmeli kasada çevirerek girmiş ve kasa açılmıştır. Kasanın içinde yüklü miktar para ve orta boy, siyah bir evrak çantası vardır. Şerbet sadece o çantayı almış ve kasayı kapatmıştır. Sonra çantayla birlikte koşarak odadan çıktı. Şerbet pavyondan dışarıya kimseye görünmeden çıkmayı başarmıştır ve elindeki o çantayı göğsüne bastırarak yolda topuklu ayakkabılarıyla koşarak giderken gecenin karanlığını yaran son model, siyah bir Amerikan arabası Şerbet’e çarpar. Arabanın çarpma şiddetiyle Şerbet’in elindeki çanta bir tarafa, kendisi bir tarafa savurulur….


YAZAN

Ali SİNOP

Devamı Haftaya Cuma Yayında!


 

 

Popüler Yayınlar