“Gözünüze Sokulan Eşcinsellik Değil, Sizin Tahammülsüzlüğünüz”
Son zamanlarda sosyal medyada aynı cümleyi tekrar
tekrar görüyoruz:
“Dizilerde çok fazla eşcinsel karakter var.”
Ardından genellikle şu geliyor:
“Üstelik hikâyeye hiçbir katkıları yok. Sırf eşcinsel
olsun diye koyuyorlar. Gözümüze sokuyorlar.”
Gerçekten mi?
Bir an durup şu soruyu sormakta fayda var: Eşcinsel
bir karakterin varlığı neden otomatik olarak ‘gözümüze sokmak’ oluyor?
Bir dizide onlarca heteroseksüel karakter bulunabilir.
Bir erkek kadınla flört eder, sevgilisiyle öpüşür, evlenir, birlikte yaşar.
Kadın karakterin erkek arkadaşından bahsedilir. Karakterler birbirlerine âşık
olur, ayrılır, kıskanır, seks yapar, çocuk sahibi olur.
Bunların hiçbirinde kimse çıkıp:
“Yeter artık, bu kadar heteroseksüellik fazla!”
demez.
Ama iki erkek birbirine âşık olduğunda bir anda
“propaganda” olur.
İki kadın sevgili olduğunda “gözümüze sokuyorlar”
denir.
Eşcinsel bir karakter yalnızca kendi hayatını
yaşadığında bile “neden koymuşlar ki bunu?” sorusu sorulur.
Asıl mesele karakterin hikâyeye katkısı değilse ne?
Çünkü aynı soruyu heteroseksüel karakterlere
sormuyoruz.
“Hikâyeye etkisi yok” bahanesi
Bu argüman ilk bakışta makul görünüyor.
Bir karakter gerçekten hikâyeye hiçbir şey katmıyorsa,
neden var?
Tamam.
O zaman bunu her karaktere uygulayalım.
Dizideki bütün heteroseksüel karakterlerin
sevgililerini, eşlerini, flörtlerini ve romantik ilişkilerini çıkaralım.
Hikâyeye etkisi olmayan bütün karakterleri silelim.
Bir sürü bölüm eksilecektir.
Çünkü karakterlerin romantik hayatları çoğu zaman
hikâyenin tamamı değildir. Karakterler sadece olay örgüsünü ilerletmek için
yaşamazlar. Âşık olurlar. Sevilirler. Kavga ederler. Yalnız kalırlar. İlişki
yaşarlar.
Bunların hepsi karakter olmanın bir parçasıdır.
Eşcinsel karakter söz konusu olduğunda ise sanki
karakterin var olabilmesi için önce özel bir izin alması gerekiyor.
“Peki hikâyeye ne katkısı var?”
Belki de cevabı çok basit:
O karakter hikâyenin içinde yaşayan bir insan.
Her karakterin varlık sebebi bir cinayeti çözmek,
savaşı kazanmak veya ana karakteri kurtarmak değildir.
“Ama çok fazla oldular!”
Bu da ayrı bir mesele.
“Çok fazla” ne demek?
Bir dizide on tane heteroseksüel çift olduğunda sayı
normal.
Bir tane eşcinsel çift olduğunda “çok fazla”.
İki eşcinsel karakter olduğunda “artık abarttılar”.
Üçüncü bir karakter geldiğinde ise sosyal medya ayağa
kalkıyor.
Burada sorun gerçekten sayı mı?
Yoksa alışılmış olanın dışına çıkan karakterleri
görmeye alışamamak mı?
Çünkü LGBTİ+ insanlar yeni ortaya çıkmadı.
Biz vardık.
Dün de vardık.
Bugün de varız.
Yarın da olacağız.
Sadece uzun süre hikâyelerde görünmememiz sağlandı.
Dolayısıyla bugün daha fazla LGBTİ+ karakter görmek,
“bir anda eşcinsel insanların çoğalması” değil; görünürlüğün artmasıdır.
“Gözümüze sokuyorlar.”
Bu cümle özellikle ilginç.
Çünkü “gözümüze sokmak” denilen şey çoğu zaman
heteroseksüel karakterlerin yıllardır yaptığı şeylerin aynısı.
Bir erkek karakter kadın sevgilisinin elini tutuyor.
Birbirlerini öpüyorlar.
Birlikte yemek yiyorlar.
Evleniyorlar.
Çocuklarından söz ediyorlar.
Bunlar ekranda olduğunda kimse “heteroseksüellik
gözümüze sokuluyor” demiyor.
İki erkek el ele tuttuğunda ise:
“Bunu neden göstermek zorundasınız?”
Çünkü mesele çoğu zaman gösterilen şey değil.
Kimin yaptığı.
Eşcinsel bir çiftin yaptığı şeyi heteroseksüel bir
çift yaptığında romantizm olan şey, eşcinsel çift yaptığında “mesaj” haline
geliyor.
İşte burada biraz dürüst olmak gerekiyor.
“Her LGBTİ+ karakter mükemmel olmak zorunda değil”
Üstelik LGBTİ+ görünürlüğünü savunmak, her LGBTİ+
karakterin iyi yazıldığını iddia etmek değildir.
Elbette kötü yazılmış karakterler vardır.
Elbette sırf çeşitlilik olsun diye yüzeysel
karakterler yaratılabilir.
Elbette bir dizinin senaryosunu eleştirebilirsiniz.
Ama eleştirinin konusu karakterin kötü yazılması ise
bunu söyleyin.
“Bu karakterin kişiliği yok.”
“Senaryo onu kullanışlı bir klişeye indirgemiş.”
“Karakterin hikâyedeki işlevi zayıf.”
Bunlar meşru eleştirilerdir.
Ama:
“Eşcinsel karakter neden var?”
aynı şey değildir.
Çünkü bu artık senaryo eleştirisi olmaktan çıkar.
Karakterin cinsel yönelimini problem olarak görmeye
başlar.
“Size bir sır verelim”
Eşcinsel karakterlerin ekranda görünmesi sizin
eşcinsel olmanızı gerektirmiyor.
İzlemek istemiyorsanız izlemeyebilirsiniz.
Bir karakteri sevmeyebilirsiniz.
Bir diziyi beğenmeyebilirsiniz.
Hatta LGBTİ+ karakterlerin bulunduğu bir diziyi hiç
izlememeyi bile tercih edebilirsiniz.
Ama “Ben görmek istemiyorum” ile “Bunların ekranda
bulunmaması gerekir” arasında büyük bir fark var.
Birincisi kişisel tercihtir.
İkincisi başkalarının görünürlüğüne müdahale etme
isteğidir.
Ve açık konuşalım:
Eşcinsel insanların görünür olması kimsenin hakkını
elinden almıyor.
Heteroseksüel karakterler ortadan kalkmıyor.
Aile dizileri yok olmuyor.
Romantik hikâyeler bitmiyor.
Dünya eşcinsel bir karakter gördüğünüz için
değişmiyor.
Sadece hikâyenin içinde başka insanların da var
olabileceğini kabul etmek gerekiyor.
Belki de asıl alışılması gereken şey budur.
Editör – Ali Sinop

Yorumlar
Yorum Gönder