DELİ BÖLÜM 6
MADRİD
Caner’le beraber gittiğimiz Madrid macerasını asla unutamam. Ziya Bey’in dediği ilacı oradan almak için Caner’le biz gönüllü olmuştuk. Benim ise ilk yurt dışına çıkışım olacağı için ayrı bir heyecanlıydım. Sanki havası bile farklıymış gibi geliyordu bana. Sanki burada Türkiye’deki oksijenli hava başka oradakilerin başka… Hiç gitmediğim için sanki daha bir başka gözümde büyütüyordum işte ve gözümde büyüttüğüm ve içten içe hep gitmek istediğim bir ülkenin başkentine artık gidiyordum. Biraz heyecanlıydım da tabi ama Caner alışkındı çocukluğu böyle yolculuklarla geçmişti. Benim yurt dışına çıkmam için bir pasaportum bile yoktu, Caner benim içinde bütün resmi işlemlerin hepsini halletmişti. İki kişilik uçak biletleri de alınmıştı ve geriye sadece uçağa binip Madrid’e gitmek kalmıştı. Uçağa bineceğimiz 20 Kasım 2018 günü, ilk yurt dışına çıkış günüm ve Caner’le geçirdiğimiz harika bir tatilin bilet tarihi olduğu için o günün tarihini asla unutmam. O tarih aynı zamanda Caner’in de doğum günüdür. Madrid’e gideceğimiz bilet tarihi Caner’in doğum gününe de denk gelince, ailelerimizle vedalaşırken “doğum günün kutlu olsun” mesajları da hiç eksik olmadı Caner’e. 20 Kasım 2018 günü saat 14.30 uçağımız kalkmıştı. Bizde Caner’le uçağın içindeydik ve benim heyecanım sanki biraz daha artmıştı. Tam 4 buçuk saat sonra Madrid’deydik. İndiğimizde ilk önce Madrid’in havasını içime çektim. Sanki biraz farklıymış gibi geldi İstanbul’dakinden ama yine de oksijeni aynıydı. Sonra Caner havaalanın da gerekli bütün işlemleri yaparken çok rahat bir şekilde İspanyolca konuşuyordu. Bende onun yanında duruyordum. Sonra o eczaneye uğramadan şehri gezmek istedik. Daha doğrusu ben istedim, Caner’e ‘Madrid’i bana altı üstüne getirecek şekilde gezdirmezsen İstanbul’a dönmem’ dedim. O da kabul etti. O gün bir otel bulduk ilk önce ve bavullarımızı otel odasına bıraktık. Sonrasında ise gerçekten Madrid’i altına üstüne getirerek Caner’e çılgınlar gibi gezdik. O sene Sezen Aksu’nun “Canımsın Sen” şarkısı ise yeni çıkmıştı ve çok popülerdi. Caner’le bizim şarkımızdır. O şarkı kulağımızda Madrid’i tabir-i caizse fink atmıştık Caner’le. Hiç unutamayacağım harika ve romantik anlardan biri de sokaklarda el ele dolaşırken, biraz tenha bir sokak arasına girdiğimizde Sezen Aksu’nun o şarkısı ikimizin de aynı anda kulaklıklarımız da çalarken Caner beni bir duvara yaslamıştı ve öpüşmüştük. Madrid’de çok yerleri gezmiştik Caner’le, Madrid Kraliyet Sarayının içini bile gezmiştik, muazzamdı! Harika bir mimari, eşsiz sanat eserleriyle gerçekten anlatılmaz yaşanır cinstendi. Ama sarayın birçok bölümünde ziyaretçilerin fotoğraf çekimi yapması yasaktı. Sonra oradan çıktığımız da Madrid’in yine turistlik bir mekânı ve en büyük meydanlarından Plaza Mayor’a gidip orada olan birçok alışveriş yerlerinden alışveriş yapıp sonra bir restoranda oturup yemek yedik. Yemek yerken masada küçük bir sos tabağının içinde olan kırmızı bir sostan alıp ekmeğime sürdüm ve ağzıma attım. Sonra Caner sanki yapmamam gerek bir şeyi yapmışım gibi “heeey dur!” diyerek heyecanla beni durdurmaya çalıştı ama çok geçti ben ekmeği ağzıma atmıştım. Bende ne olduğunu daha anlamadan refleks gereği ağzımdaki lokmayı yutup Caner’e cevap vermek isterken o anda anlamıştım Caner’in beni niye heyecanla durdurmak istediğini, böyle bir acı olamaz! Hayatımda gördüğüm en acı şeydi. Hiçbir biber bu kadar yakamazdı her halde. Anında deli gibi su içmeye başladım. Caner karşımda gülmeye başlamıştı. Sonra bana Caner “seni uyarmaya çalışıyordum, Meksika sosu o” dedi. Şimdi mi söylenir? Masada yanımda olan bir bardak dolusu içtiğim su bile yetmemişti. Caner bir bardak suyun bana yetmediğini anlamış olacak ki halimden, restorandaki garsondan bir su daha getirmesi istedi. Garson suyu bana getirdi ve o canımın acısında bile akıl edip garsona İspanyolca teşekkür edip “Gracias” demiştim. O garsonun getirdiği suyu da içinde biraz iyi gelmişti ve rahatlamıştım. Caner ise hala gülmeye devam ediyordu karşımda. O gün restorandan çıktığımız da Madrid’e gitme sebebimiz olan Ziya Bey’in o ilacın ismiyle birlikte, ilacı alacağımız eczanenin hem ismini hem de adresini yazdığı o kâğıttaki adrese gittik. Caner yine son derece akıcı İspanyolcasıyla eczanedeki çalışandan kâğıtta yazan ilacı istemişti. Eczane çalışanı da ilacı bize vermişti ve ücretini ödeyip eczaneden çıkmıştık. O gün bir otele gidip bir akşam kalmak istedik, sonra gündüz biraz daha Madrid’i dolaşıp öyle uçağa biner döneriz dedik İstanbul’a. O gün bir otele gittiğimizde akşam yatıp sabah kalktığımız da Caner resmen bana büyük bir eşek şakası yapmıştı. Yataktan kalktığımız da Caner bana ne olduğunu anlamamış bir şekilde şaşkın şaşkın bakıyordu. Bende şaşırıp biraz sormuştum Caner’e ‘ne oldu neyin var?’ diye. O bana “sen kimsin?” demişti. O anda başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Caner’e ‘ben Mustafa beni nasıl tanımazsın? Ne demek “sen kimsin?” ‘Diye sormuştum. O anda aklıma ilacın yan etkisi gelmişti. Acaba Caner’e ilacın yan etkisi bu muydu? Hafızasını kaybetmek miydi? O anda ömrümden resmen 10 yıl gitmiştir ama sonrasında Caner oyunu daha fazla uzatmadan kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Bende o anda şaşırıp ona kızayım mı? Yoksa bunun bir eşek şakası olmasına rağmen sevineyim mi karar verememiştim. Ama o anda Caner’e birazda olsa sitem etmiştim. Ama içten içe de bir şaka olduğu içinde rahatlamıştım ve çok sevinmiştim. O gün Madrid’i biraz daha gezdikten sonra uçağa binip İstanbul’a dönmüştük. Toplam iki gün kalmıştık Madrid’de ve Caner’in yaptığı eşek şakasıyla birlikte neredeyse yüreğime inmesinin haricinde unutulmaz ve harika bir geziydi.
İLAÇ
Mustafa’yla Caner Madrid’den iki güne dönmüşlerdi. Bende hemen oradan aldıkları ilacı onlardan alıp arkadaşım Hikmet’le beraber yine kolları sıvayıp işe koyulmuştuk. Caner’le Mustafa’nın Madrid’den getirdikleri ilaçla benim kolumdan enjektöre çektiğimiz ilacı karıştırmıştık. Bu sefer tekrar bir test aşamalarının olması gerekiyordu elbette, Hikmet işe yarayacağından yüksek oranda emindi ama yine de bir test aşamasından geçmesi gerekiyordu. Yine kediler üzerinde uzun sürekli ve olabilecek her türlü maceraya açık, yeni test aşamalarından geçirmiştik bu yeni karma ilacı. İlk önce iki eşcinsel erkek kediye benim kolumdan ilaç çekip başka hiçbir ilaçla karıştırmadan saf halde enjekte ettik ve o iki eşcinsel erkek kedilerin çiftleşmelerini sağladık. Bu süreçte Hikmet ve bende biliyorduk ki, eğer bu karışım istenilen tepkimeyi yaratıp ilacın yan etkisini ortadan kaldırırsa, bu sefer o ilaçtan bir sürü lazım olacaktı bize. Bir sürü derken de binlerce hatta belki de milyonlarca lazım olacaktı ki, o ilacın üretimi durdurulmuş dünyada sadece üç tane kalmıştı. O şekilde bir problemimiz de vardı ki, korktuğumuz başımıza geldi. Benim kolumdan çıkan ilaçla o ilacın karışımı istenilen tepkimeyi vermişti ve ilacın yan etkisini gerçekten ortadan kaldırmıştı. Ben hep söylerim Hikmet çok iyi bir araştırmacı profesör doktordur. Bunu sağlayan oydu. Bu işin test aşamasına gelince de iki erkek eşcinsel kediyi çiftleştirdikten sonra hamile kalan, yani vücuduna benim kolumdan çıkan ilacı hiçbir karışım olmadan saf halde vücuduna alan kedi şiddet eğilimleri göstermeye başlamıştı ve çiftleştiği partnerini parçalayarak öldürmüştü. Onunla da sınırlı kalmadı ve bizlere de saldırgan hareketler göstermeye başlamıştı. Bu sefer de gelmiştik artık testin ikinci aşamasına bu sefer farklı eşcinsel iki kediden birine benim kolumdan alınan ilaçla Madrid’den getirilen ilacı karıştırarak vermiştik ve o iki kediyi de çiftleşmeye bırakmıştık. Kedilerden vücuduna ilacı alan kedi yine hamile kalmıştı ve ne hamilelik sürecinde ne de doğurduktan sonra kedi hiçbir anormal hareketler veya tepkiler göstermemişti. Yani Madrid’den getirilen ilaçla benim kolumdan alınan ilaç karışınca benim kolumdan alınan ilacın yan etkisi ortadan kalkıyor. Peki şimdiye kadar bu ilacı karışım olmadan vücuduna alanlar ne olacaktı? Onlar içinde bir şey yapabilir miydik? Onlar için yapılacak bir şey yoktu maalesef. Hikmet’le bunun üzerinde de çok durduk, çok düşündük ama yapılacak hiçbir şey yoktu. Biz Hikmet’le bunlarla uğraşırken Caner ve Mustafa’da hapisten Tolga’yı kaçırmakla uğraşıyorlarmış meğer. Tolga hamile haliyle Taksim’de gece yarısı iki tane cinayet işlemiş. Hiç tanımadığı bir kadın ve bir erkeği sırf o anda aşırı şiddet dürtüsünü tatmin etmek için öldürmüş. Taksim’deki o feci iki cinayet olayı haberlere de çıkmış, bir müddet gündemi meşgul etmişti. Ben televizyon ve internetten haberleri görmüştüm fakat cinayeti işleyenin Tolga olduğu aklımın ucundan geçmemişti. Sonradan Tolga duyduğu aşırı derecede pişmanlıktan, erkek arkadaşı Gürkan’ın yapmaması için ısrarlarına rağmen gidip polise teslim olmuştu. Tolga hal böyle olunca hapse girmişti ve üstüne üstlük hamileydi. Sonradan bana gelen haberlere göre benim kolumdan gelen ilacı, sonradan Hikmet’le beraber bulduğumuz karışımsız ilaç şeklinde alan çiftlerden biri ilaca yan etki olarak hafıza kaybına yakalanmış, her şeyi unutmuş çocuk! Ona her şeyi baştan anlatmışlar, erkek haliyle nasıl hamile kaldığını da tabi. Ama o anlatılanlar karşısında yine de hiçbir şey hatırlamamış ve hafıza kaybının üzerine bir de depresyon eklenmiş. Sonradan o çocuğun hali ne oldu bilmiyorum kulağıma gelen bilgiler bu kadardı, devam gelmedi. Bir çiftten biri de ilaca yan etki olarak intihar etmiş, ortada bir şey yokken sebepsiz yere hamileyken öldürmüş kendini. Vücuduna ilacı alanlardan bir diğeri de doğum esnasında ölürken, biri ise hamileyken kalıcı körlüğe yakalanmış. Böyle can sıkıcı haberleri alınca diyorum kendi kendime, niye en başından Hikmet’le iş tutmadım diye...
YAZAN
Ali SİNOP
