🌍 Choose your language

WhatsApp Kanalı

Yeni yazılardan anında haberdar olun!

WhatsApp Kanalına Katıl

“Aynı Aşk, Farklı Dünyalar: Eşcinsel İlişkilerde Sınıfsal Farklar ve Mahalle Baskısı”




 

“Aşkın dili, dini, sınıfı ve kimliği yoktur” sözü kulağa son derece romantik gelir. Filmlerde, romanlarda ve sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bu cümle, aşkın bütün engelleri aşabilecek büyülü bir duygu olduğu fikrini besler. Oysa gerçek hayat, romantik cümlelerin sunduğu kadar eşit değildir. İnsanlar yalnızca duygularıyla değil; doğdukları evlerle, büyüdükleri mahallelerle, ailelerinin ekonomik gücüyle ve toplumun onlara biçtiği rollerle birlikte yaşarlar.

Bu durum özellikle eşcinsel ilişkilerde daha görünür hale gelir. Çünkü kuir bireyler yalnızca iki kişi arasındaki duygusal uyumu değil, aynı zamanda toplumun onları nasıl gördüğünü ve o ilişkinin ortaya çıkması halinde hangi bedelleri ödeyebileceklerini de hesaba katmak zorundadır.

Birbirini gerçekten seven iki erkek düşünelim. Aynı müziği seviyor, aynı filmlere gülüyor, aynı gelecek hayalini kuruyor olabilirler. Ancak biri özel okulda okumuş, ekonomik olarak güçlü bir ailede büyümüş; diğeri ise muhafazakâr, dar gelirli bir mahallede, ailesiyle aynı evde yaşamaya devam eden bir genç olabilir. İşte o noktada aşk aynı kalsa da, aşkı yaşamanın koşulları tamamen farklılaşır.

 

Aynı Duygu, Eşit Olmayan Riskler

Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bir birey için eşcinsel olmak her zaman kolay değildir; ancak çoğu zaman belirli koruma alanları sunar. Kendi evine çıkabilme ihtimali, ekonomik bağımsızlık, farklı sosyal çevrelere erişim ve gerektiğinde aileden uzaklaşabilme gücü önemli avantajlardır.

Bu kişiler için görünür olmanın bedeli çoğu zaman:

  • aile içi tartışmalar,
  • sosyal çevrede dedikodular,
  • duygusal kırgınlıklar,
  • kariyer çevresinde mesafeli tavırlar

olabilir.

Dar gelirli bir mahallede yaşayan bir genç içinse mesele yalnızca insanların ne diyeceği değildir. Onun için görünür olmak bazen hayatta kalma meselesine dönüşebilir.

  • Evden atılma riski,
  • ekonomik desteğin kesilmesi,
  • fiziksel şiddet,
  • mahallede hedef haline gelme,
  • işini kaybetme korkusu,
  • ailesinin toplum içinde “utandırıldığı” düşüncesiyle baskı uygulaması…

Bu yüzden aynı ilişki içinde iki tarafın taşıdığı korkular eşit değildir. Biri için romantik bir buluşma olan şey, diğeri için mahallede bir komşuya yakalanma ihtimali nedeniyle günlerce sürecek bir kaygının başlangıcı olabilir.

 

Mahalle Sadece Bir Yer Değildir

Türkiye’de “mahalle baskısı” çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu baskı yalnızca komşuların laf söylemesi ya da insanların arkadan konuşması değildir. Mahalle, bireyin davranışlarını sürekli denetleyen görünmez bir gözetim ağına dönüşebilir.

Kimle görüştüğün, eve kaçta geldiğin, neden evlenmediğin, neden “erkek gibi” davranmadığın, neden kadınlarla ilgilenmediğin… Bütün bu sorular zamanla kişinin zihninin içine yerleşir.

Eşcinsel bir birey yıllarca şu düşüncelerle yaşayabilir:

  • “Belli ediyor muyum?”
  • “Ses tonum dikkat çekiyor mu?”
  • “Yürüyüşüm yüzünden insanlar bir şey anlıyor mudur?”
  • “Beni biri sevgilimle görürse aileme söyler mi?”

Bu noktada baskı artık dışarıdan gelen bir tehdit olmaktan çıkar ve içselleştirilmiş homofobiye dönüşür. İnsan kendi davranışlarını sansürlemeye başlar.

 

İlişkideki Görünmez Gerilim

Sınıfsal olarak daha korunaklı taraftan gelen birey, çoğu zaman partnerinin yaşadığı korkuları tam anlamıyla kavrayamayabilir.

“Niye sürekli tedirginsin?”

“Elimi tutmaktan neden çekiniyorsun?”

“Kimsenin bizi umursadığını sanmıyorum.”

Bu cümleler iyi niyetli olsa bile, mahalle baskısıyla büyümüş biri için gerçekliği yansıtmayabilir. Çünkü onun deneyimi farklıdır. O kişi belki çocukluğundan beri şu cümleleri duymuştur:

  • “Öyle davranma.”
  • “Millet ne der?”
  • “Aileyi rezil etme.”
  • “Mahallede adımız çıkar.”

Bu yüzden ilişkide bir noktadan sonra şu kırılma ortaya çıkar:

“Senin kaybedeceklerinle benim kaybedeceklerim aynı değil.”

Aslında birçok kuir ilişkide yaşanan temel çatışmalardan biri budur. Sorun sevgisizlik değil, eşit olmayan korkuların aynı ilişki içinde taşınmasıdır.

 

Sınıfsal Asimetri ve Güç Dengesi

Ekonomik farklar yalnızca dış dünyanın baskısını değil, ilişkinin iç dinamiklerini de etkiler.

Daha varlıklı taraf:

  • hesabı sürekli ödeyen,
  • ulaşımı sağlayan,
  • buluşma mekânlarını belirleyen,
  • partnerine maddi destek sunan kişi haline gelebilir.

Başlangıçta bunlar sevgi göstergesi gibi görünür. Ancak zamanla diğer taraf üzerinde eziklik, yetersizlik veya borçluluk hissi yaratabilir.

Bir noktadan sonra şu düşünce ortaya çıkabilir:

“Acaba beni sevdiği için mi yanımda, yoksa bana sunduğu hayat yüzünden mi?”

Bu soru ilişkinin en yıpratıcı sorularından biridir. Çünkü aşkın içine ekonomik bağımlılık hissi karıştığında, taraflar birbirlerini eşit bireyler olarak görmekte zorlanabilirler.

Daha da tehlikelisi, varlıklı tarafın farkında olmadan “kurtarıcı” rolüne bürünmesidir. Oysa hiçbir ilişki, bir tarafın diğerini kurtarması üzerine sağlıklı şekilde kurulamaz.

 

Gizli Yaşamak ve Sürekli Rol Yapmak

Sınıfsal farkların en ağır sonuçlarından biri de çifte hayat yorgunluğudur.

Dar gelirli ve muhafazakâr bir çevrede yaşayan birçok LGBT birey:

  • ailesinin yanında başka biri,
  • arkadaş çevresinde başka biri,
  • sevgilisinin yanında ise gerçek kimliğiyle var olmaya çalışır.

Bu durum zamanla büyük bir psikolojik yük oluşturur. Sürekli rol yapmak, kişinin kendi benliğiyle bağını zayıflatabilir.

Partneri ise çoğu zaman bu yükün ağırlığını tam olarak hissedemez. Çünkü onun için ilişki gizlenmesi gereken geçici bir durum olabilir; diğer taraf içinse yıllardır süren bir hayatta kalma stratejisidir.

 

Aşkın Yetmediği Yerler

Romantik kültür bize çoğu zaman “gerçek aşk her engeli aşar” fikrini öğretir. Ancak toplumsal gerçeklik daha karmaşıktır.

Aşk:

  • ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmaz,
  • mahalle baskısını yok etmez,
  • aile içi şiddeti durdurmaz,
  • işsizlik korkusunu silmez,
  • homofobik bir toplumda güvenlik garantisi sunmaz.

Bu nedenle kuir ilişkilerde başarıyı yalnızca “birbirini çok sevmek” üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Asıl belirleyici olan şey, tarafların birbirlerinin dünyalarını ne kadar anlayabildiğidir.

 

Empati Olmadan Eşitlik Kurulamaz

Sınıfsal farkların olduğu bir ilişkide en önemli unsur empatidir.

Korunaklı taraftan gelen kişi, partnerinin korkularını küçümsememeli; dar gelirli taraftan gelen kişi de kendi kaygıları yüzünden sevgisini sürekli geri çekmek zorunda hissetmemelidir.

Gerçek yakınlık bazen şunu diyebilmektir:

  • “Senin korkunu tam yaşamamış olabilirim ama ciddiye alıyorum.”
  • “Benim için küçük görünen bir şey senin hayatında büyük sonuçlar doğurabilir.”
  • “Seni değiştirmeye değil, anlamaya çalışıyorum.”

Belki de kuir ilişkilerde en büyük dayanışma biçimi budur.

 

Sonuç: Aynı Aşka Farklı Yerlerden Bakmak

Eşcinsel ilişkilerde sınıfsal farklar ve mahalle baskısı, aşkın önüne çıkan görünmez ama son derece gerçek engellerdir. İki insan aynı duyguyu paylaşabilir; ancak o duyguyu yaşarken taşıdıkları riskler, korkular ve bedeller birbirinden tamamen farklı olabilir.

Bir taraf sevgiyi özgürce yaşanması gereken doğal bir hak olarak görürken, diğer taraf aynı sevgiyi korumak için sürekli görünmez olmayı seçmek zorunda kalabilir.

Bu yüzden belki de asıl soru şudur:

Aynı kişiyi sevmek gerçekten yeterli midir, yoksa o sevgiyi yaşayabilmek için aynı özgürlük alanına sahip olmak da gerekir mi?

Çünkü bazen iki insan aynı aşka bakar; biri orada umut görür, diğeri ise hâlâ hayatta kalabilmek için neyi gizlemek zorunda olduğunu düşünür.

 

Editör – Ali Sinop

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar