“Firuze’den Ünzile’ye: Bir Kuir İkon Olarak Aysel Gürel Portresi”
Sezen Aksu, Tarkan, Nilüfer, Yonca Evcimik ve daha nice büyük ismi unutulmaz eserlerle buluşturan o şarkıların her notasında, Aysel Gürel’in aykırı ruhunun izleri saklı.
Bir Devrimcinin Kalemi
Aysel Gürel bir
devrimciydi; ancak onun devrimi sokaklarda değil, daktilosunun başında ve
toplumun ona dayattığı "makbul kadın" kalıplarını pembe perukları,
rengârenk kıyafetleri ve sınırsız hayal gücüyle paramparça ettiği dünyasında
başladı.
Yazdığı her söz,
yayımlandığı dönemin çok ötesinde bir vizyon taşıyordu. O yalnızca aşkı
anlatmadı; kadının susturuluşunu, toplumun dışına itilenleri ve hayatın bütün
renklerini büyük bir cesaretle kaleme aldı.
Bu yüzden Aysel
Gürel, yıllar içinde yalnızca müziğin değil; farklı olmanın, kendini özgürce
ifade etmenin ve kalıplara sığmamanın da sembollerinden biri hâline geldi.
Bugün birçok kişi tarafından kuir estetiğin ve özgür ruhun kültürel
ikonlarından biri olarak görülmesi de tesadüf değil. Bugünden geriye
baktığımızda, Aysel Gürel’in şarkılarındaki özgürlük duygusu ve kalıpları
reddeden yaklaşım, birçok dinleyici için adeta ana akımın ortasına bırakılmış
bir gökkuşağı gibi okunuyor. Firuze’deki ulaşılmaz ihtişam, Ünzile’deki
toplumsal yara ya da Değer mi?'deki iç hesaplaşma; hepsi insanın farklı
olma hâline, kırılganlığına ve özgürlük arayışına dokunan güçlü anlatılar
olarak yaşamaya devam ediyor.
Sezen’in Sesinden
Aysel’in Ruhu
Özellikle Sezen
Aksu’nun kariyerindeki dönüm noktalarında hep onun imzası vardı. Aksu’nun
sesinde hayat bulan çocuk gelinlerin dramını anlatan Ünzile, bir dönemin
portresi olan Firuze, ayrılıkların ardından sorulan o can yakıcı Değer
mi?, unutulmayan Son Bakış ve duygusal derinliğiyle hafızalara
kazınan Bırak Beni, Aysel Gürel’in kaleminden dökülen unutulmaz
eserlerden yalnızca birkaçıydı.
90'lı yıllarda
Nilüfer’in sesiyle hayat bulan ve umudu tazeleyen Yine Yeni Yeniden,
Yonca Evcimik’in pop tarihine damga vuran Abonesi ve daha onlarca eser,
onun ne kadar geniş bir dünyaya hitap ettiğinin en güçlü kanıtları arasında yer
alıyor.
Mirası Geleceği
Besliyor.
17 Şubat 2008’de
bedenen aramızdan ayrılmış olsa da Aysel Gürel’in kelimeleri yaşamaya devam
etti. 2010 yılında Tarkan’ın sesinden dinlediğimiz Sevdanın Son Vuruşu,
onun ölümünden sonra bile müziğin yönünü belirleyebilecek kadar güçlü bir şair
olduğunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
Aysel Gürel,
toplumsal cinsiyet kalıplarına, tekdüzeliğe ve griliğe karşı açılmış kültürel
bir meydan okumaydı. Bugün LGBT+ görünürlüğünden, kuir estetikten ve bireysel
özgürlüğün sanattaki yansımalarından söz ediyorsak; o pembe perukların, o cesur
kahkahaların ve "arka bahçede" kalmayı reddeden ruhun da bu hikâyede
önemli bir yeri var.
Belki de onu hâlâ
bu kadar özel yapan şey tam olarak buydu: İnsanlara, farklı olmanın utanılacak
değil; kutlanacak bir şey olduğunu hissettirebilmesi.
Ali
Sinop – Editör


Yorumlar
Yorum Gönder