🌍 Choose your language

WhatsApp Kanalı

Yeni yazılardan anında haberdar olun!

WhatsApp Kanalına Katıl

“Firuze’den Ünzile’ye: Bir Kuir İkon Olarak Aysel Gürel Portresi”





Pembe perukların ardındaki derin felsefe; toplumun "deli" dediği, bizim ise "dahi" bildiğimiz Aysel Gürel’in mirasına küçük bir yolculuğa çıkıyoruz. Aysel Gürel, Türkiye’nin kültürel belleğinde yalnızca bir söz yazarı değil, başlı başına bir itiraz biçimiydi. Başlıkta da belirttiğimiz gibi; Firuze’nin o hüzünlü görkeminden Ünzile’nin toplumsal yarasına, Değer mi?'nin sorgulayan hüznünden Hadi Bakalım'ın kolektif coşkusuna, Son Bakış'ın derin vedasından Bırak Beni'nin kırgınlığına, Abone'nin unutulmaz enerjisine ve daha nicelerine uzanan devasa bir külliyattan bahsediyoruz.

Sezen Aksu, Tarkan, Nilüfer, Yonca Evcimik ve daha nice büyük ismi unutulmaz eserlerle buluşturan o şarkıların her notasında, Aysel Gürel’in aykırı ruhunun izleri saklı. 


Bir Devrimcinin Kalemi

Aysel Gürel bir devrimciydi; ancak onun devrimi sokaklarda değil, daktilosunun başında ve toplumun ona dayattığı "makbul kadın" kalıplarını pembe perukları, rengârenk kıyafetleri ve sınırsız hayal gücüyle paramparça ettiği dünyasında başladı.

Yazdığı her söz, yayımlandığı dönemin çok ötesinde bir vizyon taşıyordu. O yalnızca aşkı anlatmadı; kadının susturuluşunu, toplumun dışına itilenleri ve hayatın bütün renklerini büyük bir cesaretle kaleme aldı.

Bu yüzden Aysel Gürel, yıllar içinde yalnızca müziğin değil; farklı olmanın, kendini özgürce ifade etmenin ve kalıplara sığmamanın da sembollerinden biri hâline geldi. Bugün birçok kişi tarafından kuir estetiğin ve özgür ruhun kültürel ikonlarından biri olarak görülmesi de tesadüf değil. Bugünden geriye baktığımızda, Aysel Gürel’in şarkılarındaki özgürlük duygusu ve kalıpları reddeden yaklaşım, birçok dinleyici için adeta ana akımın ortasına bırakılmış bir gökkuşağı gibi okunuyor. Firuze’deki ulaşılmaz ihtişam, Ünzile’deki toplumsal yara ya da Değer mi?'deki iç hesaplaşma; hepsi insanın farklı olma hâline, kırılganlığına ve özgürlük arayışına dokunan güçlü anlatılar olarak yaşamaya devam ediyor.



Sezen’in Sesinden Aysel’in Ruhu

Özellikle Sezen Aksu’nun kariyerindeki dönüm noktalarında hep onun imzası vardı. Aksu’nun sesinde hayat bulan çocuk gelinlerin dramını anlatan Ünzile, bir dönemin portresi olan Firuze, ayrılıkların ardından sorulan o can yakıcı Değer mi?, unutulmayan Son Bakış ve duygusal derinliğiyle hafızalara kazınan Bırak Beni, Aysel Gürel’in kaleminden dökülen unutulmaz eserlerden yalnızca birkaçıydı.

90'lı yıllarda Nilüfer’in sesiyle hayat bulan ve umudu tazeleyen Yine Yeni Yeniden, Yonca Evcimik’in pop tarihine damga vuran Abonesi ve daha onlarca eser, onun ne kadar geniş bir dünyaya hitap ettiğinin en güçlü kanıtları arasında yer alıyor.


Mirası Geleceği Besliyor.

17 Şubat 2008’de bedenen aramızdan ayrılmış olsa da Aysel Gürel’in kelimeleri yaşamaya devam etti. 2010 yılında Tarkan’ın sesinden dinlediğimiz Sevdanın Son Vuruşu, onun ölümünden sonra bile müziğin yönünü belirleyebilecek kadar güçlü bir şair olduğunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

Aysel Gürel, toplumsal cinsiyet kalıplarına, tekdüzeliğe ve griliğe karşı açılmış kültürel bir meydan okumaydı. Bugün LGBT+ görünürlüğünden, kuir estetikten ve bireysel özgürlüğün sanattaki yansımalarından söz ediyorsak; o pembe perukların, o cesur kahkahaların ve "arka bahçede" kalmayı reddeden ruhun da bu hikâyede önemli bir yeri var.

Belki de onu hâlâ bu kadar özel yapan şey tam olarak buydu: İnsanlara, farklı olmanın utanılacak değil; kutlanacak bir şey olduğunu hissettirebilmesi.

 

 

Ali Sinop – Editör

 


Yorumlar

Popüler Yayınlar