🌍 Choose your language

WhatsApp Kanalı

Yeni yazılardan anında haberdar olun!

WhatsApp Kanalına Katıl

DELİ BÖLÜM 2




 

BÖLÜM 1 ÖZET

Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde dokturunu öldürerek firar eden Esma'nın peşine dedektif polisleri Caner'le Mustafa düşerler. Bu sırada, Caner'le Mustafa'nın bir internet yayınında erkeklerinde hamile kalmasını sağlayacak bir ilaç keşfettiğini iddia eden Prof. Dr. Ziya Sarıoğlu'nun açıklamaları dikkatlerini çeker. Caner ve Mustafa bu gizemli profesörün kliğine ziyarete giderler.


PROFESÖR DOKTOR ZİYA SARIOĞLU


O gün kliniğime gelen Caner Bey oğlumla Mustafa Bey oğlumu pek sevmiştim. İkisi de pek efendi, pek iyi çocuklardı belli. Birbirlerine de bayağı yakışıyorlardı. İkisi de yakışıklı, uzun boylu, sırım gibi çocuklardı. Polismişler, cinayet masası polisleri. Birlikte görev yapıyorlarmış. Sordum onlara “hanginiz hamile kalacaksınız?” diye. Öyle ya, ikisi de erkek, ikisi de büyük uyum içinde birbirleriyle aynı haklara sahip ilişkilerinde. İkisi de birbirlerinden hamile kalabilirler. Caner Bey oğlum “ben” dedi. “Ben hamile kalacağım. İlacı bana verin.” “Tamam” dedim. Caner Bey oğlum sordu “Peki aynı anda o ilaçtan ikimiz birden alabilir miyiz? Ben birinci çocuğumuzu doğursam atıyorum, Mustafa’da ikinci çocuğumuza benden hamile kalıp doğurabilir mi?” “Elbette” dedim ve az önce söylediğim iki erkeğin büyük uyumunu onlara da söyledim o anda. Bu ilacın ortaya çıkma hikayesi ise akıl almaz bir mucize ve mücadele hikayesi. Belki de biraz “evrende yalnız değiliz” sorusuna cevap. Ya da bilmiyorum çünkü bu ilacın ortaya çıkma serüveni aklın sınırlarını zorlayacak cinsten. Aslında ben homofobik bir adamdım ve oğlum eşcinseldi. Oğluma sırf eşcinsel diye çok kötü davrandım, onun babası olduğumu unutup ona düşmancasına davrandım resmen. Sanki karşımdaki oğlum değil de, insanlığa karşı büyük bir tehdit oluşturan canavardı. Sonra oğlum benim korkunç bir baba olmama dayanamayıp intihar etti. O gün eve gittiğimde bütün evde onu aradım yoktu, bana evde olacağını söylemişti. Bakmadığım bir banyo kalmıştı acaba orada mıydı? Ya da bana evde olacağını söylediği halde dışarı mı çıkmıştı? Banyonun kapısını açıp direkt içeri girmek istemedim uygunsuz bir vaziyettedir diye ama içeriden de hiç ses gelmiyordu. Ne bir su sesi ne bir şey… Sanki içeride kimse yoktu. Bende açtım kapıyı girdim içeriye. Bir de baktım ki oğlum küvette ölü bir şekilde yatıyor. Bileğini kesmişti, zamanında yetişemediğim içinde kurtaramadım. Canına kıymadan önce küveti suyla da doldurmuş bileğinden akan kanlardan küvetin içindeki su kıpkırmızı olmuştu. Üzerini bile çıkarmamış, kıyafetleriyle girmişti suyun içine. Ne önemi vardı ki, zaten ölmek için giriyordu o küvetin içine. O anda canımdan can kopmuştu sanki, sırf eşcinsel diye oğlunu yargılayan baba gitmiş yerine oğlunun aslında her şeyden daha değerli olduğunu anlayan bir baba gelmişti. Ne olursa olsun o benim oğlumdu, benim canımdan, benim kanımdandı. Ne olmuş eşcinselse! Onu bana Allah o şekilde vermişti. İyi bir insan olarak beni başarılarıyla gururlandırırken ne olmuş yanındaki eşi de bir erkekse. Ne önemi vardı? Hiçbir önemi yoktu ama çok geçti artık. Oğlum ölmüştü, sırf bir kız değil de erkek sevdiği için canına kıymıştı. Tabi buna ben sebep olmuştum. Babası olarak yanında durup oğlumla gurur duymam lazımdı. Sevdiği çocuğu bile ikinci oğlumdan saymam lazımdı. Ama artık çok geçti. Serhan gitmişti… O günden sonra sanki hayat benim için durmuştu. Her şeyden önemlisi oğlumun ölümünden kendimi sorumlu tutuyordum. Çok pişman olmuştum çok… Ama yapacak bir şey yoktu. Bir ay o şekilde akıp gitti. Bir ay boyunca doğru dürüst ne yedim ne içtim ne işe gittim. Ruh gibi dolaştım ortalarda. Sonra oğlumun ölümünün bir ay sonrasında bir rüya gördüm. Çok gerçekçi ve garip bir rüyaydı. O rüyadan sonra hayatımın seyri değişti. Rüyamda gece vakti karanlık bir ormandaydım. Nerede olduğumu kendi kendime söylenerek ve şaşkınlıkla etrafıma bakınarak nereye gittiğimi ya da nereye gideceğimi bilmediğim halde yürüyordum o karanlık ormanda. Sonra karşıma Serhan çıktı. Şok olmuştum! Üzerinde de üstüne çok yakışan modern tarzda, yeni moda erkek takımlarından biri vardı. “Oğlum” dedim, “oğlum!” Ama Serhan bana tek kelime bile etmeden arkasını dönüp gitmeye başladı. Bende peşinden koşar adımla gitmeye başladım. “Dur” diyordum “oğlum, dur!” konuşalım, neden canına kıydın? Yaptığım, söylediğim her şey için senden özür dilerim. Ama Serhan beni dinlemiyor yürüyordu o karanlık ormanda. Sonra birdenbire kendimi başka bir yerde buldum. Ne bir kapıdan girdim ne bir şey oldu. Aniden birdenbire sanki ışınlanırcasına saniyeler içinde kendimi çok bambaşka bir yerde buldum. Orası ise o karanlık ormanın tam tersiydi. Aydınlık, çiçek bahçesi gibi bir yerdi. Serhan ise kaybolmuştu gözden. İkinci şoku yaşamıştım, neredeyim ben? Biraz yürüdüm orada ağaçlar, rengarenk çiçekler çok güzel bir yerdi. Az biraz ileride de bir iskele vardı. Durgun bir deniz suyunun üzerinde tahtadan bir iskele. O iskelenin yanına yaklaşamadan yanıma tam benim görünümüm de biri geldi. Tıpa tıp ikizimdi resmen, aynaya bakar gibiydim. Çok şaşırdım, sordum ona “sen kimsin?” Bana “ben senim” dedi. Tamam da nasıl olurdu böyle bir şey? “Her insanın içinde bir cehennem ve bir de cennet vardır. Cehennemin kapısını her zaman başka diğer insanlar açar insanın içinde. Toplum ön yargıları, toplum tabuları, doğru bilinen yanlışlar, ahlak bekçiliği, inanç dayatmaları her zaman bu kapıyı açar. Burası senin içindeki cennetin, içindeki cennetine yüzünü dön. O toplumun açtığı açık cehennem kapısına da sırtını dön. Öyle olur ki, o açık cehennem kapısının şiddeti o kadar fazladır ki, onun şiddetinden insan kendi içindeki cenneti göremez, gözden kaybolmuştur. O yüzden oğluna kötü davrandın sen. Ama merak etme, oğlun iyi ve seni affetti. Bende senim dediğim gibi daha önce de içinde olan cennetindeki Ziya’yım.” Dedi bana. Çok şaşırmıştım! Birazda neden bilmem iyi hissediyordum kendimi. Ama oğlumun iyi olduğunu ve beni affettiğini söylemişti. Ama söylediklerinde de haklıydı, insanın içindeki cehennemin kapısını hep insanlar ve toplum ön yargıları açar. Yüzümüzü içimizdeki cennete döndürmemiz lazım her şeye rağmen, haklıydı. Sonra şaşkınlıklarım üst üstte gelerek tam olarak daha bitmemişken yenisi geldi. Hemen yanımızda yerde olan çok güzel mor yapraklı bir çiçeğe eğilip toprağından kopardı bana tıpa tıp benzeyen diğer Ziya. Ve eğildiği yerden elinde o çiçekle kalkarak çiçeğin tohum kısmından küçücük bir tohum yuvarlağı aldı iki parmağının arasına ve tohumu bana uzattı “al” dedi, “bunu yut” çok şaşırmıştım. Niye? “Bu tohum sayesinde senin sağ kolundaki damarların bir ilaç üretecekler. O ilaçta dünyadaki erkeklerin hamile kalmasını sağlayacak” dedi. Daha çok şaşırmıştım! Nasıl olur böyle bir şey? Erkek hamile kalır mı? Bana o tohumun üreme tohumu olduğunu söyledi ve ekledi “bu tohumun mucizesi ve yaradılış amacı gereği senin aracılığınla artık dünyadaki erkeklerde hamile kalabilecekler” dedi. “Dünyada sadece bir kadın ve bir erkek ilişkilerine bahşedilmiş bu özellik artık bu çiçek tohumu sayesinde iki erkek arasında da üremeyi sağlayacak” diye de ekledi sonradan. “Ve bu büyük mucize senin sayende dünyada hayat bulacak” dedi son olarak ve benim büyük şaşkınlığımın ortasında ona bir cevap vermemi, söylediklerine ikna olmamı bekler gibi benden bir söz, konuşma bekliyordu. Bende “tamam” dedim, “yapacağım.” Belki oğlumdan bu şekilde özür dilerim tekrardan, ona sırf eşcinsel diye yaşattıklarımı böyle telafi ederim. Diğer onun gibi eşcinsel çocuklara yardım ederek, onların haklarını her daim savunarak, bunun temel bir insan hakkı olduğunun arkasında durarak. ‘Temel’ diyorum çünkü sevmek sevilmek, sevgiyi hissetmek en tabii ve temel olarak herkesin yemek yemek ve su içmek kadar hakkı. Acıkmak ve susamak ne kadar doğalsa insanın sevgiyi hissetmek istemesi de o kadar doğal. Bunu hiçbir canlının ya da herhangi birinin elinden almaya kimsenin hakkı yoktur. ‘Tamam’ diyerek alıp yuttum o tohumu. Sonrasında bana tıpa tıp benzeyen o diğer Ziya, “yalnız şunu unutma” dedi. “Bu öyle bir ilaçtır ki, sakın işe yarayıp yaramayacağından şüphe etme. Ve burası çok önemli; bu ilacın çok önemli bir yan etkisi olacaktır kullanan kişilerde. Bu yan etki nedir? Tam bilinmez, kişiden kişiye değişir. Kimi kişi de karakter değişimine sebep olur, kimi kişide ölümle sonuçlanır. Kimi kişi de ise hiç yan etki görülmez. Dediğim gibi kişiden kişiye değişir. Bu öyle sırlarla ve mucizelerle dolu bir ilaçtır işte.” Dedi ve sonra ben o aşırı derece de gerçekçi geçen rüyamdan bağıra bağıra, su kan ter içinde, yastığımdan fırlayarak uyanmıştım. Bir de baktım evimde yatak odamdayım. Nasıl bir rüyaydı bu? Hemen sağ koluma baktım yatağın içinde otururken sol elimle kolumu kontrol ettim. Bir şey yoktu ama damarlarım şuan ilaç üretiyor muydu? ‘Yok canım saçmalama Ziya, öyle şey olur mu? Serhan’ın yasından bilinçaltı rüyası bu başka bir şey değil. Olur mu öyle şey?’ Dedim kendi kendime içimden, kendimi o rüyanın sadece bilinçaltı bir rüyası olduğuna ikna edebilmek için. Ama çok gerçekçiydi, koluma bir enjektör takıp kan mı gelecek yoksa ilaç mı diye bakmak delilik gibi geliyordu o anda bana. Ama yapmakta istiyordum. Biraz sakinleşip sabahı beklemek istedim, o anda belki de o rüyanın gerçekçiliğinin çok içindeydim psikolojik olarak. Saat gece 2:30 zu gösteriyordu, tekrar uyuyup da başka bir kâbus daha görmek istemiyordum. Kalkmıştım yatağımdan ve mutfağa gidip dolaptan bir kutu bira alıp içmeye başlamıştım. Sabah olup güneş doğduğunda hala rüyanın gerçekçiliğinin etkisindeydim. Hala bile öyleyim, çok gerçekçiydi. Sanki rüya değil de gerçek gibiydi. Sabah erkenden 10:30 gibi kliniğe gittim. Asistanım Tuna’ya bir “günaydın” dedikten sonra odama geçip kapıyı kapattım. Odam da zaten her şey tam teşekküllü vardı. Hemen kan alma malzeme tepsisini masamda otururken masamın üzerine önüme koydum ve sağ koluma büyük bir merakla iğneyi sokup çekmeye başladım. O anda gözlerime inanamadım! Aman Allah’ım oda neydi? Resmen kolumun damarından kan yerine su gibi şeffaf bir sıvı geliyordu. Hemen iğneyi kolumdan çıkardım ve başka bir iğne hazırlayıp bu sefer sol koluma iğneyi batırdım. O zamanda ne olsun? Resmen kolumdan kan geliyordu, kıp kırmızı, normal kan! Ne yapacağımı şaşırdım o anda ve başka bir iğne daha hazırlayıp yine tekrar sağ koluma batırdım. Öyle ya belki o anda damardan tesadüfen kan falan gelmemiştir belki şimdi gelir. Tekrardan sağ kolumdan enjektörle işlem yaptım ve sağ kolumdan yine aynı su gibi şeffaf bir sıvı geliyordu. Anlamıştım ki, o rüyanın bir anlamı vardı. Sadece psikolojik bir rüya değildi. Bir zaman bunu kabullenmeyle geçti. Düşündüm, ben şimdi ne yapacağım? Bir sene boyunca bunu nasıl insanlara yayabilirim onu düşündüm. Test etmek lazımdı aslında ama bana rüyamda tıpa tıp benzeyen o Ziya “İlacın işe yarayacağından hiç şüphe etme” demişti. Ama o yine aynı Ziya bana ilacın büyük yan etkisinden de söz etmişti. Peki ben ne yapacaktım şimdi? O Yan etkiyi ortadan kaldırabilir miydim? Böyle bir şey olur muydu, var mıydı o yan etkinin bir panzehri? Oğlumun ölümünün bir ay sonrasında bana rüyayla gelen bu mucize üzerinde bir sene boyunca düşündüm. Kolumdan defalarca örnekler alıp, laboratuvarda inceledim. Hatta hayvanlar üzerinde bile deneyler yaptım. Özellikle erkek hayvanların tabi... Bunları yaparken kimseye bir şey söylemiyordum, hatta asistanım Tuna’ya bir çaktırmamaya çalışıyordum. İki tane eşcinsel eğilimler gösteren erkek kediler buldum. Sırf test olsun diye ikisine birden ilacı enjekte ettim. Sonra onları çiftleştirmeye bıraktım. Resmen mucizeydi, ilişki sırasında o anda pasif durumda olan erkek kedi hamile kalmıştı. Her ne kadar da bana “işe yarayacağından şüphe etme” dese bile o bana tıpa tıp benzeyen diğer Ziya, ben yine de test etmek istedim. İlk testi insan üzerinde yapamazdım tabi ki de. 2 ay boyunca normal bir kedinin hamilelik sürecine uyum sağlayıp, normal akışta bir hamilelik süreci geçiren erkek kedinin doğumunu bizzat ben yaptırdım. Hamilelik süreci boyunca iki erkek kediyi de ben bizzat evimde baktım. 2 aylık sürecin sonunda erkek kedi de doğum sancıları başlamıştı. Resmen bir sesi yerde bir sesi gökte bağırıyordu kedi, çok sancısı olduğu belliydi fakat bu erkek bir kediydi, yani yavrunun dışarı çıkması için bir çıkışı yoktu. Derhal ben veterinerlik branşım olmadığı halde kediyi ameliyata aldım. Ve resmen sezeryanla kediye doğum ettirtmiştim. Doğan yavru da erkekti ve gayet sağlıklıydı. Yavru kediyi biberonda sütle ben beslemiştim elimde. Çünkü onu babası doğurmuştu ve babasının vücudu süt üretmediği için ben yavru kediyi elimde beslemiştim. Şimdi kocaman bir yetişkin kedi oldu, hala benim yanımda evimdedir. Beraber yaşarız o, ben ve diğer babası… Çünkü onu doğuran babası öldü. Doğum eden kedide doğum sonrasının birkaç gün sonrasında saldırgan hareketler oluşmaya başladı, beni bile defalarca tırmaladı. Zaten bu durumda çok sürmedi evimin salonunun hava alsın diye açık duran camından aşağıya atladı resmen kedi ve 4. kattan aşağıya yere çakıldığı için öldü. Kedi resmen intihar etmişti. Ama diğer kedi de ise hiçbir şey yoktu. Neden? Acaba doğum eden taraf o olmadığı için mi ilacın yan etkisi onu etkilemedi? Bunu bilmem lazımdı, bu soruyla kafamda yaşayamazdım. Hemen başka bir eşcinsel eğilim gösteren kedi bulmam lazımdı ve buldum. Çok yakın bir arkadaşım veterinerdi çünkü ve aynı zamanda bir kedi ve köpek eğitmeniydi. O yüzden eşcinsel eğilim gösteren kediler bulmam pek zor olmadı. Arkadaşım sordu tabi “ne yapacaksın sen eşcinsel eğilim gösteren kedileri?” diye o yüzden mecburen kedi arayışımda arkadaşıma her şeyi anlatmak zorunda kaldım. Kimseye bir şey anlatmamaya çalışıyordum ama mecbur kaldım o anda ne yapayım? Yoksa kedileri nereden bulacaktım? Tamam sokak kedi dolu ama eşcinsel eğilim göstereni lazım bana. Yoksa yapacağım deney bir işe yaramaz. Çünkü düz cinsel kediler kendi cinslerinden kedilerle çiftleşmezdi. Birbirlerini istemedikleri ve çiftleşmedikleri sürece benim testimin bir anlamı olmazdı. Veteriner arkadaşım ona anlattıklarıma inanmamıştı “olur mu öyle şey?” diyerek anlattıklarımı deli saçması bulmuştu ama onun yanında gözünün önünde sağ kolumdan bir enjektörle ilaç çekince anlattıklarımın ciddiyetini anlamıştı ve çok şaşırmıştı. Neyse… O arkadaşımdan tekrar bir deney daha yapabilmek için eşcinsel eğilim gösteren bir kedi daha istedim. Oda araştırdı, buldu ve verdi. Sonra evde daha önce ilaç enjekte ettiğim ve hiçbir yan etki göstermeyen yavru kedinin diğer babasıyla bu yeni test amaçlı edindiğim erkek kediyle çiftleştirdim. Tabi ilk önce yeni edindiğim kediye ilaç enjekte ettim. Sonra çiftleşmelerinin ardından şans birazda benden yana oldu ve daha önce ilaca hiç yan etki göstermeyen kedi bu sefer hamile kalmıştı. Tekrardan iki aylık süreç başladı ve o sürecin sonunda hamile kedi yine benim ona sezeryan yoluyla ettiğim müdahale sonucu doğurmuştu. Doğumdan çok kısa bir süre sonra, daha önce ilaca hiç yan etki göstermeyen kedi yine aynı sakinliğinde ve karakterindeydi. Ama diğer kedi, yani arkadaşımdan en son test amaçlı aldığım kediye bir haller olmuştu. Saldırganlık göstermiyordu ama aşırı etçil bir hayvana dönüştü. Tamam, kediler etçil hayvanlardır ama bu biraz fazlaydı. Önüne koyduğum kedi mamalarına ellemiyordu bile varsa yoksa kanlı canlı çiğ etler. Bu durum yüzünden aynı zamanda kendisinin de babası olduğu ve diğer kedinin yeni doğurduğu yavrusunu yemişti. Daha önce böyle değildi, kedi mamalarından yerdi ve hiç böyle huyları yoktu. İlacın hiç yan etkisini göstermediği kediye de saldırıp yemeğe kalkınca elinden zor kurtardım ve aldığım veteriner arkadaşıma geri götürüp verdim onu, vermek zorunda kaldım. Hala ondadır o kedi, ama sadece etle besliyormuş. Başka kedileri veya başka bir canlıyı da yanına çok yaklaştırmıyormuş. Kedi maması asla yemiyor, ona özel kasaptan her gün kilolarca et alıp besliyormuş. Bütün bunlar olduktan sonra anladım ki rüyamda bana çok benzeyen diğer Ziya’nın dedikleri doğru. İlacın yan etkisi herkeste farklılık gösteriyor. Daha önce doğurmayan ama ilaç sayesinde diğer erkek partnerini hamile bırakmayı başaran kedi ilaca hiç yan etki göstermemişti. Ama diğer doğuran kedi intihar etmişti resmen, saldırgan hareketleri de vardı. Acaba düşünmüştüm o kedi sırf doğuran taraf olmadığı için mi ilaca yan etki göstermedi? Hayır, değilmiş sonradan o kedinin de doğurmasını sağladım ve yine hiçbir şeyi yoktu. İlacın yan etkisi olmamıştı onda. Ama onu hamile bırakan kedi ise aşırı derece de parçalayıcı, etçil bir hayvan olmuştu. Yeni doğan yavrularını bile yemişti. Daha önce öyle bir huyu yoktu. Peki insanlarda ne olacaktı acaba? İnsanlarda acaba böyle sadece şiddet eğilimleri mi göstereceklerdi? Yoksa başka şeylerde olacak mıydı? Ama bu ilacın acilen yan etkisini geçirecek yan etkisine karşı bir panzehir geliştirilmesi lazımdı. Ama nasıl olacaktı o? Neydi o panzehir? Aksi taktirde sadece eşcinsel karşıtlığından değil, toplum sağlığı açısından da bu ilaç tepki çekerdi ve tüm dünyada yasaklanır hale gelirdi. Ve bir sene böyle geçip giderken, hala ilacın yan etkisine bir panzehir bulamamıştım. Kolumdan aldığım ilaç örneklerini defalarca laboratuvarda inceledim, içeriğine baktım. Ne var bunun içinde? Ne var? Neyin bileşeni bu ilaç? Ama içinde önemli değerler bulamadım çok. Sırlarla dolu bir ilaçtı resmen, sırlar ve mucize dolu bir ilaçtı. Dediğim gibi oğlumun ölümü daha doğrusu intiharı ve sonrasında o rüyayı görmem… Ve sonrasındaki bir sene işte böyle geçti. Sonra Caner Bey oğlumun ve Mustafa Bey oğlumun bana gelmelerinden yaklaşık bir ay önce artık bu ilacı basın yoluyla insanlara duyurmak istedim. Sonucu ne olursa olsun! Bekle bekle nereye kadar? Ya da ne olacaktı bekleyerek? İlacın yan etkisine gelince hala bir çaresini bulamadım. Belki Türkiye’de çok zor ama Amerika ya da büyük Avrupa ülkelerinin birinde bir bilim insanı bu ilacın yan etkisine çare bulurdu. Ben bulamadım. Her şeyi de ben yapacak değildim ya, insanlığın çok büyük bir keşfi bu ilaç, dünyanın yeniden kurulması gibi bir şey. Eminim dünyada yardım etmek ve çorbada kendisinin de tuzunun olmasını isteyen bilim insanları, ya da yatırımcılar, fikir insanları çıkacaktır. Sonra bir ay önce bir gazeteye röportaj verdim. İlacı tanıttım, benimle röportaj yapan gazeteci bile büyük şaşkınlıkla beni dinliyordu. Nutku tutulmuştu resmen anlattıklarıma. Sonrasında tabi yaşadığımız ülke gereği büyük tepkilerin odağındayım. Röportaj yayınlanır yayınlanmaz sosyal medya adeta sadece beni konuşur oldu Türkiye’de. Tamam, hakkımda başka dillerden de yorumlar okuyordum ama Türkçe yorumlar daha ön yargılı ve düşmanca yorumlardı. Twitter’da hala en konuşulanlar listesinde birinci sıradayım. İkinci sırada “LGBT sapıklıktır. Geçit yok! ” üçüncü sırada ise “Aileme Dokunma” hashtag'leri yer alıyordu. Bu başlıklar altında bir sürü düşmanca, homofobik yorumlar paylaşılıyordu. Bana edilen hakaretlerin ise bini bin para! Böyle olacağı belliydi, kısa zaman içinde ise internet teknolojisi hızı olsa gerek sesimi dünya duymuştu. Dünyada da konuşulur hale gelmiştim. Amerika’dan ve İspanya’dan şimdiden birkaç bilim insanı benimle konuşmak istiyorlar ve beni ülkelerine davet ediyorlar. Bütün bunlar olurken şimdiler de Caner Bey oğlum ve Mustafa Bey oğlum bana ilk kez kliniğime ziyarete geldiler. Kim derdi sonradan o iki çocuk benim hayatımda çok önemli roller oynayacaklar. Caner Bey oğlumla Mustafa Bey oğluma bana ilk geldiklerinde ilacın yan etkisini hatırlattım tabi, ilacın yan etkisinin kişi üzerinde ne yapacağı belli değil her şey olabilir, hatta ölümle bile sonuçlanabilir diye hatırlattım. Ama Caner Bey oğlum o riski göze almak istedi ve ısrarla ona ilacı enjekte etmemi istedi. Bu arada da Caner Bey oğluma enjekte edeceğim ilaç, insan üzerinde yapacağım ilk testti. Mustafa Bey oğlum anlattıklarım karşında çekimserdi, Caner’e vazgeçmesini söyledi ama Caner Bey oğlum istemekte ısrar edince o da onun yanında olmak zorunda kaldı. Belki de Caner Bey oğlumun kaderi buydu ve ne olursa olsun kimse onu vazgeçiremiyordu. Yaşayacakları ve başına gelecekleri alnına yazılmıştı bir kere, o yüzden kimseyi dinlemiyordu. Ama sonucu da… Neyse söylemeyeyim, her şeyi vakti gelince öğrenmek ve deneyimlemek güzeldir…



YAZAN

Ali SİNOP

Popüler Yayınlar