Sıkıcı bir gündü, masamda otururken can sıkıntısından elimde
olan kalemin her iki ucunu çevire çevire masaya vuruyordum ve diğer yandan da tam karşımda olan duvar saatine bakıp,
saniye ibresinin her saniye başı
hareket etmesini seyrediyordum. Taa ki o sıkıcı ve birazda sıkılmanın verdiği buhranlı anı merkeze gelen bir cinayet ihbarı bozana
kadar. Merkezin cinayet masası komiserleri olarak Caner ve ben, iki polis
arabası dolusu polis ekibiyle birlikte cinayet olay yerine gittik hemen. Cinayetin işlendiği yer bir akıl
hastanesiydi. Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi! Genç bir kadın hasta doktorunu, doktorun odasında
makasla feci şekilde
yaralayarak öldürmüştü. Tam olarak olay
yeri olan doktorun odasına gittiğimiz de doktor yerde kanlar içinde
yatıyordu, ölmüştü. Cinayet silahı ise yerdeydi, kanlar içinde makas doktorun cesedinin
yanında duruyordu. Hastasının büyük
ihtimal makası doktorun ofis malzemelerinin çokça olduğu masasının üzerinden
aldığı belliydi. En azından tahmin edilebilir. Yoksa akıl
hastanesinde yatan bir hasta doktorunu öldürme planı yapar tamam fakat cinayeti işleyeceği silahı
temin etmekte biraz zorlansa gerek o anda.
O buhran ve büyük cesaret anında gözüne masanın üzerinde gelişigüzel duran makas denk geldiyse, gözünü
karartıp hızlı bir hamleyle makası masanın üzerinden alıp doktoruna saplamıştır. Tam 3 kere! Hastası doktorunun sırtına tam üç kere makası saplamış, ama niye? Halk arasında
yaygın olan o söz gerçek mi oldu yoksa? “Delidir ne yapsa yeridir”
Yoksa başka
bir şey
mi cinayet sebebi? Bir akıl hastası hastanedeki onun tedavisini üstlenen
doktoru niye öldürsün? Ve sonrada kaçsın… Evet, o hasta doktorunu öldürüp
hastaneden kaçmış,
firar etmiş.
Hastane çalışanları
hastanede hasta sayısının bir eksik olmasından o hastanın cinayeti işlediğine kesin gözüyle bakıyorlardı. Sonrasında zaten makasın
üzerinde o hastanın parmak izleri çıkınca da bilimsel olarak da kanıtlanmış oldu Esma’nın
cinayeti işlediği.
Caner ve ben dosyanın cinayet masası komiserleri olarak olayı
incelemeye ve deşmeye
başlamıştık artık. Ama Esma’dan hiçbir iz yoktu ne ölü ne diri! Resmen hastaneden kaçtığında
nereye gittiği
muamma. Belki de birileri yalan konuşuyordu, belki de sorguya aldığımız
birisi Esma’ya yardım etmiş ve onu çok iyi saklamayı başarmıştır. Çünkü bu mümkün değildi. Akıl hastası biri, hastanedeki doktorunu öldürüp
nereye kaçar? Üzerinde belki de doğru dürüst kıyafeti bile yok, yolda insanlar ona dönüp dönüp
bakarlar. Gerçek kimliğini içlerinden geçirerek “kim bu deli?” deyip yanından geçip giderler büyük ihtimal. Cebinde
paranın “P” si yok. O halde biri nereye gider, nereye kaçar? En kötü ihtimal
birkaç gün sonra bir köşede ölüsü bulunur. Birisi bir şey yapmasa bile açlıktan,
soğuktan
bir köşede ölür.
Ama biz Esma’nın ne ölüsüne ne de dirisine rastlayabildik. Buhar olup uçmuştu sanki. Ama içten
içe biliyorduk ona ablası yardım etti. Bize karşı
da çok iyi rol yapıyordu. Ya da biz öyle sanıyoruz. Caner’in bu konudaki
teorisi ise; Esma aslında akıl hastası değildi, sadece akıl hastası gibi numara yapıyordu. Çünkü tek derdi intikamdı! Onu da aldı ve sırra kadem bastı. Aslında düşününce Caner’in teorisi bana da mantıklı geliyor. Esma’nın ilk cinayeti değildi çünkü bu. Caner’le birlikte ablasını sorguya çektiğimizde Esma’yla ilgili birçok gerçek açığa çıkmıştı. Aslında
Esma ablasıyla birlikte çocukluklarından beri aile içi istismara maruz kalmışlar ve sonrasında
Esma babasının en yakın arkadaşı
tarafından tecavüze uğramıştı. Esma bu durumu kabullenememiş ve akli dengesini yitirmişti, ablasının
anlatması böyleydi Esma’nın akıl hastanesine düşme sebebini. Düşününce
onca aile içi şiddet ve istismar… Sonrasında gelen baban yaşında
birinin tecavüzü… İnsanın akli dengesini yitirmesi doğaldı. Esma ve ablası Gülsüm’ün
onlar daha çok küçükken anneleri ölmüş.
Bütün çocukluk hatıralarını ve sonrasında kardeşinin başına
gelenleri anlatırken Gülsüm, gözyaşlarını tutamamıştı sorgu odasında. Kadıncağız ağlamaktan doğru dürüst konuşamamıştı bile. Bizim bile Caner’le benim o anda gözlerimiz dolmuş kadının anlattıklarına ve haline.
Babaları klasik istismarcı baba… İçkici,
dayakçı, kadınları insan yerine bile koymayan, namusun sadece kadınlara
mahsus olduğunu
sanan pislik, odun herifin tekiymiş. Gülsüm “annemi
o öldürdü. Annem sıkıntısından,
kahrından öldü. Belki vurup öldürmedi ama annem kahrından gitti. Annemin katili odur, yedi bitirdi kadını”
dedi. O anda Caner’e
göz ucuyla baktığında dolan gözlerini boşaltmamak için kendini zor tutuyordu. Ama boşaltmaması
lazımdı, onun da benim de. Biz çünkü
orada güçlü polis memurlarıydık ve sorgu sırasındaydık.
Güçlü durmalıydık ve gerçeği açığa çıkarmalıydık. Sorgu sırasında
tam olarak kanıtlanmadan hiçbir şeye yüzde yüz inanamazdık. Babaları
zorla daha 16 yaşındayken istemeye istemeye Gülsüm’ü
bir adamla evlendirmiş, Gülsüm’ün çilesi koca evinde de devam etmiş tabi. Aslında
Esma’yla Gülsüm’ün hikayeleri tam bir klişe kenar mahalle kadın çileleri.
Esma’nın, babasının en yakın arkadaşı
tarafından tecavüze uğrasının ardından işler ilginçleşiyor, bazı gizemler ve gizemli cinayetler ortaya çıkmaya başlıyor. O anı da Gülsüm göz yaşları içinde anlattı bize sorgu odasında. Gülsüm iki günde bir kardeşini görmeye baba evine gidermiş.
Kardeşi
olmazsa o evde hiç gitmezmiş ama kardeşi hatırına o eve iki günde bir gidermiş ziyarete. Gittiği günlerden bir gün kapıyı çalmış ve kimse açmamış. Aslında Esma içeride tek başınaymış ama kapıyı ablasına açmıyormuş. Sebebini ise anlatırken Gülsüm ağlamaktan doğru dürüst konuşmayı bile beceremedi. “Allah’tan yedek bir anahtar bende de vardı”
dedi Gülsüm kendini biraz olsun toparlamaya çalışarak…
Onun sonrasında masada olan bir bardak suyu Caner, Gülsüm’e
doğru
yanaştırdı
ve “iç biraz istersen” dedi. Gülsüm sudan birkaç yudum aldıktan sonra konuşmasına devam etti. Gülsüm o yedek anahtarla kapıyı açmış ve içeri
girmiş.
Oturma odasında Esma’yı görünce şok olmuş. Esma koltukta bağdaş kurmuş bir şekilde oturmuş ve üzerinde olan açık mavi pazardan büyük bir hevesle ve severek aldığı
elbisenin etek kısımları sonuna kadar yukarıya çıkmış, Esma’nın
neredeyse külotu görünür şekilde elbisenin etekleri açık
vaziyetteymiş.
Ve Esma donuk, gözlerini bile hiç kırpmadan, hareketsiz bir şekilde koltukta öyle
oturuyormuş.
Saçı başı
da dağınıkmış biraz.
Gülsüm büyük bir şokla yanına gittiğinde ise Esma’nın bacaklarının üzerinde bir erkeğin spermleri varmış. Ve Esma hiçbir
şey
yapmadan öylece oturuyormuş. Gülsüm spermleri görünce daha çok korkmuş ve Esma’nın başına
ne felaket geldi anlamış. Gülsüm “o
anda kardeşimin
başına ne felaket geldi anladım.
Kim yaptı bunu sana Esma, kim? Kim? Kim? Diye haykırdım ama kardeşim öyle
duruyordu, bana bile cevap veremiyordu” dedi. “İki üç
dakika bana bile cevap vermedi. Yanına oturdum, Kim dedim Esma Kim? Kim kardeşim, sana bu pisliği kim yaptı?
Sonra bir anda sarıldı bana ve haykırarak ağlamaya başladı” diyerek kardeşinin başına
gelen felaketi elinin gücünün yettiği kadar anlatmaya çalıştı Gülsüm. Esma’ya tecavüz eden adamın karısı ise sonuna kadar
kocasının yanında durmuş, “benim kocam namazında niyazında adamdır. O iki orospu kardeş benim kocama iftira atıyorlar”
diyerek kocasını savunmuş, tabi adam da sonuna kadar inkâr
etmiş.
Hatta Esma’nın babası bile arkadaşına
inanmış ve “sen
nasıl benim arkadaşıma
iftira atarsın” diyerek Esma’ya dayak bile atmış.
Esma’ya inanan sadece ablası Gülsüm’müş. Ama onunda elinden çok
bir şey
gelmiyormuş. Sorduk tabi ki de ablasına
“Esma peki doktor muayenesinden geçmedi mi tecavüz
sonrasında?” Çünkü doktor muayenesinde ortaya çıkardı Esma’nın cinsel şiddete uğrayıp
uğramadığı.
Geçmiş… Esma doktor muayenesinden geçmiş hatta tecavüze
uğradığına
dair raporu da varmış ama yapan kişi hakkında
bir kanıtları yokmuş. Ve uzun lafın kısası böylelikle Esma akli dengesini yitirip akıl
hastanesine düşmüş. İşler Esma’nın doktorunu öldürüp akıl hastanesinden kaçmasından sonra ilginçleşiyor asıl. Çünkü Esma’nın akıl hastanesinden kaçmasının ikinci gününde Caner’le ben hala Esma’nın nerede olabileceğini araştırırken, merkeze tuhaf iki cinayet ihbarı
geldi. Esma’nın babası Fikri ve Esma’nın eniştesi ve aynı zamanda da Gülsüm’ün kocası olan Turan gece
evlerinde öldürülmüşlerdi. Fikri’nin boğazına içtiği içki şişesi kırılarak saplanmıştı ve adam orada kanlar içinde can vermişti. Turan’ın ise yatağında
uyurken boğazına
mutfaklarda olan ekmek bıçağı
saplanmıştı. Kırılan
ve cinayet silahı olarak kullanılan içki şişesinden ve Turan’ı öldüren ekmek bıçağından
alınan parmak izleri Esma’nın parmak izleriyle uyuşuyordu. Yani onları Esma öldürmüştü. Doktorunu öldürüp hastaneden kaçmasının ikinci gününde. Sorduk Gülsüm’e “peki kocan yatağınızda
öldürülürken sen neredeydin?” Gülsüm’ün cevabı bize ise “kınadaydım” oldu. Evet, Gülsüm kocasının hunharca katledildiği gece bir komşunun kına gecesindeymiş. İlginç!
Akıllara şu soru geliyor “senin kardeşin iki gün önce bir cinayet işleyip hastaneden kaçmış ve ortada yok. Sağ mı ölü mü belli değil, sen kına gecesine mi gidiyorsun?”
Bu cevap birazda Gülsüm’ün sanki biraz kardeşiyle iş birliği yaptığını gösteriyor. Belki de en başta şüphelendiğimiz gibi Gülsüm aslında kardeşinin yerini biliyor ve çok iyi rol yapıyor bize. Tabi bu
teori Gülsüm’ün Esma’yla iş birliği yaptığını tam olarak kanıtlamıyor maalesef. Birinci dereceden bir kanıt
değil,
onu bununla itham edemeyiz o yüzden. Ya da Gülsüm
için her şey bir tesadüftü kına gecesine gitmesi, kardeşinin doktorunu öldürüp
hastaneden firar etmesi ve babasıyla kocasının feci şekilde katledilmesi. Ve tabi cinayet silahlarından
kardeşi
Esma’nın parmak izleri çıkması. Babasını
ve eniştesini
katlettikten sonra da Esma ortalardan kaybolmuştu, sırra kadem basmıştı. Peki nereye gider bu? Buna yardım
eden kim? Muhakkak birileri buna yardım ediyor. Özellikle mi cinayet silahlarını çıplak
elle tutmuştu?
Onun yaptığı anlaşılsın
diye. Başta
da söylediğimiz gibi her şey bir intikam planı mıydı? Peki doktor? Bu intikam planının
kurbanı mıydı sadece? Tüm bu soru işaretleri içinde boğulurken bizim Caner internette bir yazı gördü.
O yazıdan sonra da bizim hayatımız
seyri tümden değişti. Yazı
da bir profesör doktor erkeklerinde hamile kalabilecekleri bir ilaç keşfettiğini söylüyordu.
Bir gazeteye büyük buluşuyla ilgili röportaj vermişti Profesör Doktor Ziya Sarıoğlu. Ben inanmadım tabi, erkekler hiç hamile kalır mı? Yaradılış böyle değil. Keşke üreme
eşcinsel
ilişkilerde
de olsaydı ama değil maalesef. Caner’e
bunu böyle söyledim tabi “muhakkak tıklanma almak için yalan konuşuyorlardır, ya da dolandırıcıdır o Ziya Sarıoğlu. Var öyle, kendini doktor gibi tanıtıp
dolandırıcılık yapanlar.” Diye de ekledim. Ama Caner Ziya Sarıoğlu’nun doğru söylediği ihtimaline o kadar çok sıkı sıkı tutunmuştu ki, benim söylediklerim
bir kulağından gidip öteki kulağından
çıkıyordu. Hal böyleyken ben onu ikna edeceğime o beni ikna etmişti. Aslında
ben de isterdim Caner’le çocuğumuzun olmasını, hem de bizim kanımızdan canımızdan. Ama bu mümkün değildi, iki erkeğin biyolojik çocukları olmaz maalesef. Caner beni ikna etmişti, Ziya Sarıoğlu’nun kliğine ona ziyarete gittik Caner’in
yazıyı okuduğu akşamın ertesi günü. Ben istemeye istemeye daha doğrusu inanmaya inanmaya gitmiştim. Bir yerden sonra Caner’e şu şekilde söylemeyi bekliyordum hatta öyle
söyleyeceğime emindim, “bak gördün mü? Benim dediğim çıktı. Yok öyle bir şey adam dolandırıcıymış” ya da “sırf internette ünlü olmak için yalan atıyor.” Ama öyle olmadı. Benim de Caner’in de hatta Ziya Sarıoğlu’nun da o günden sonra hayatlarımız tümden değişti. Yeni ve mucize hayatımızın
ilk günüymüş o gün
aslında. O gün
Ziya Sarıoğlu’nun araştırma kliğine ziyarete gittik. Orası sadece bir araştırma kliniğiydi, hasta bakan, tedavi amaçlı
bir klinik değildi.
Ziya Sarıoğlu’nun genel cerrahi branşı
ve hasta bakma yetkisi de varmış ama araştırmacı doktorluk yüksek lisansı da varmış. O gün odasında oturup konuşurken bize artık
bir erkeğinde
hamile kalabileceğini,
öyle bir ilaç keşfettiğini söyledi. Peki bu ilaç nasıl bir ilaçtı? İçinde
ne var? Nasıl bir erkeğin hamile kalmasına sebep oluyor? Bu
gerçekten büyük bir buluştu eğer doğruysa ve tabi doğru çalışırsa. Bu yüz yılın hatta dünyanın yeniden yaratılması gibi büyük bir buluş ve keşifti. Tabi ki de bunu sadece eşcinsel erkekler kullanacaktı,
heteroseksüel bir erkeğin hamile kalmayı isteyebileceğini sanmıyorum. Onu zaten onun yerine karısı
yapıyor. İş eşcinsel erkeklerde onlar için
büyük bir keşif ve buluştu bu ilaç. Caner muhakkak
denemek istiyordu o ilacı, Ziya Bey’de aslında iyi bir adama benziyordu. Konuşmaları,
hal ve tavırları aslında insana güven veriyordu. Ama yine de belli olmaz tedbiri elden bırakmamak
lazım. Ben biraz ikilemde kalsam da Caner çok
istedi diye bende kabul ettim. Aslında benim de istemediğimden değil, sadece bir erkeğin hamile kalabileceği ihtimaline güvenememek ve o ilacın işe yarayıp yaramayacağı.
Yoksa tabi ki de Caner’le kanımızdan canımızdan çocuğumuz olsun çok
isterim. Eşcinsel
ilişkilerde
de üreme olsun çok isterim. Ama… Aması var işte! Ama korktuğum gibi olmadı çok ama şunu söylemek isterim ki bu ilaç
gerçekten büyük bir mucizeymiş…
YAZAN
Ali SİNOP