🌍 Choose your language

DUYURULAR

KARŞI EV

Yeni bir karanlık psikolojik gerilim romanı, bölümler halinde Just Gay'de.

Her Hafta Yeni Bölüm Yayında! →

JUST GAY KÜTÜPHANESİ

Tamamlanmış ve devam eden tüm roman ve öyküleri keşfedin. Hikayelerin dünyasına adım atın.

Hikayeleri Keşfet →

WhatsApp Kanalı

Yeni yazılardan anında haberdar olun!

WhatsApp Kanalına Katıl

ŞERBET BÖLÜM 4




 

RECEP’İN ŞÜPHESİ

 

Şerbet hastaneden çıktıktan kısa bir süre sonra Beyoğlu pavyonundaki işine geri dönmüştü. Aslında Şerbet’in kafasındaki plan, ellerinde olan çantayı kullanarak Recep’e şantaj yapmaktı.  Recep, Şerbet’in pavyondaki bütün borçlarını silecek ve onu serbest bırakacaktı. Şerbet artık Beyoğlu pavyonunda çalışmayacaktı. Ama bunu yaparsa planın ters tepme ihtimali de vardı. Ne olursa olsun Recep onu bu şantaj karşısında yaşatmazdı. Kemiklerini kıra kıra öldürürdü onu. Zaten Recep şüpheleniyordu onlardan, Recep kendi içinde kesin emindi, kesin kasadan çantayı Şerbet’le Nermin çalmışlardı. İkisinin bir işler çevirdiğinden emindi resmen ama kanıtlayamıyordu. O yüzden pavyonda her zamankinden daha fazla gözleri Şerbet’in üzerindeydi bir açık, bir ipucu arıyordu ve orada o anda cezasını verseydi onun hemen. Recep’in aklına akıl almaz bir plan gelmişti. Şerbet’in en zayıf yanlarının kız kardeşi Firdevs ve oğlu Murat olduğunu çok iyi bildiği için Şerbet’i buradan vurmak istedi. Birkaç adamını görevlendirip Murat’ı kaçırttı. Adamlar Murat’ı okul çıkışı evine yürürken takip edip uygun yerde zorla arabalarının içine sokup kaçırdılar. Murat ne olduğunu bile anlamadan, aslında öz babasının korkunç planının kurbanı olmuştu. Adamlar Murat’ı, Recep’in emriyle boş, eski bir depoya götürüp hapsetmişlerdi. O günün akşamı Şerbet’le Firdevs evde büyük bir merak içindeydiler. Çünkü Murat’ın saatler öncesinden çoktan eve gelmiş olması lazımdı. Şerbet daha fazla dayanamayıp polise gitmeye karar verince evinin kapısı çalınmıştı. İkisi de belki Murat gelmiştir diye büyük bir heyecanla kapıya koşup açmışlardı kapıyı ve karşılarında Recep’i görmüşlerdi.  İkisi de şaşırmışlardı Recep’i görünce ve Recep yüzünde sinir bozucu bir sırıtmayla onlar onu içeri bile davet etmeden kapıdan içeriye evin içine girmişti. Şerbet o içeriye girince kapıyı kapattı ve ona konuştu;

 

— Ben bu akşam işe gelemeyeceğim yerime başka biri çıksın. Oğlum yok ortada, eve gelmedi. Onu arayacağım.

 Dedi. Recep, Şerbet’e cevabını verdi;

— Biliyorum oğlunun eve gelmediğini, çünkü benim elimde oğlun. Eğer oğlunu tekrar görmek istiyorsan Alev, kasamdan çaldığın o şeyi geri vereceksin. Yoksa bir daha oğlunu göremezsin.

Dedi. O anda Şerbet’le Firdevs büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Şerbet,

Recep’e konuşur;

— Ne diyorsun sen? Nasıl böyle bir şey yaparsın? Oğlumdan ne istiyorsun? Ben senin kasandan hiçbir şey çalmadım. Aradığın şey bende değil, bırak oğlumu.

Recep konuşur;

— Bende inandım yani öyle mi Alev? Kasadan çalabilecek tek kişi sensin, sen yaptın biliyorum. O kaltak Nermin’de belki sana yardım etti. Siz sıçmaya bile beraber gidersiniz onunla, muhakkak o kaltak karının da bu işte parmağı var. Ama ben o parmakları keserim demiştim o kaltak Nermin’e Alev, şimdi o çaldığınız şeyi bana geri vereceksiniz. Yoksa bir daha oğlunu göremezsin.

O anda Şerbet’le Firdevs’in çaresizce gözleri dolar ve boşalır. Recep onların çaresizliğinden zevk alarak sırıtıp konuşmasının devamını getirir;

— Hadi bu akşamlık sana izin verdim. İşe gelme, otur düşün. Oğlun mu yoksa o çanta mı? 

Recep evin dış kapısını açıp arkasına bakmadan çıkıp gitmişti. Recep’in arkasından Şerbet, büyük bir heyecan ve panikle Firdevs’e konuştu;


— Ben Nermin ablaya gidiyorum.

Firdevs, Şerbet’e cevap verdi;

— Abla ne oluyor böyle? Bana da anlatır mısın? Ne diyor bu adam? Ne çantası?

Şerbet, Firdevs’e cevabını verir;

— Firdevs vakit yok. Murat onun elinde kurtarmalıyız oğlumu evet, bahsettiği çantayı ben çaldım onun kasasından doğru. Ama şimdi Nermin abla da o çanta hemen ondan alıp o çantayı Recep’e vermem lazım. Alsın çantasını versin oğlumu. Ben Nermin ablaya gidiyorum.

Şerbet koşarak evin kapısını açıp dışarıya çıkarken Firdevs, Şerbet’in ona anlattıkları yeterli gelmemiş, tam olarak neler olduğunu anlamayan heyecanlı bir halde Şerbet’in arkasından seslenerek konuşur;

— Beni de bekle, bende geliyorum.

Diyerek koşarak gider. Nermin’e gittiklerinde Nermin, Recep’in çantaya karşılık Murat’ı kaçırmasına çok şaşırır. Şerbet, Nermin’den onda olan o malum çantayı vermesini ister. Hemen gidip Recep’e verecek ve o da oğlunu ona geri verecekti. Nermin, Şerbet’in çaresizliğini ve oğlu için ağlamasını görünce dayanamadı. Hiç üstelemeden çıkarıp vermek istedi çantayı ama o şerefsizlere karşı da ellerinde koz bulundurmaları lazımdı.  Ve tabi ki o kasetin malum rezil içeriği, yapanlar paçalarını böylece kolay sıyırmamalıydı. Ama Şerbet’in oğlu için o çaresiz, gözyaşları içindeki çırpınışlarına da kayıtsız kalamazdı Nermin… Hemen yatak odasına gidip sandık dibinden üzerine yığdığı yorgan, yastık, belki birkaç parça kullanılmayan giysileri kaldırarak çantayı sakladığı yerden çıkarır Nermin ama bu sefer ki hamlesini Şerbet’e bile söylemeyecektir. Hemen çantanın içinden o rezilliğin kayıtlı olduğu video kaseti eline alır. Video kaseti kabından çıkarır ve kabın içine yatak odasındaki bir çekmeceden aldığı başka bir video kaseti koyar.  Sonra o kaseti malum çantanın içine koyup Şerbet’e verir. Şerbet hemen o çantayla koşarak Beyoğlu pavyonuna gider. Direkt Recep’in odasına dalar ve çantayı Recep’in masasının üzerine koyup;

— Al istediğin çantanı, oğlumu hemen ver.

Der. Recep, Şerbet’e cevabını verir;

— Hani sende değildi çanta? Adım gibi biliyordum sen çaldın çantayı kasamdan.

Der. Şerbet o anda gözlerini kaçırarak cevabını verir;

— Tamam, bırak şimdi. Al işte çantanı. Ver oğlumu bana geri.

Der. Recep, Şerbet’e “tamam” der,

— Gel seni oğlunun yanına götüreyim. Onu alıp çıkarsın hemen oradan.

Diye de ekler. Recep masasının üzerindeki o çantayı alır ve masasının altında olan o yeşil, çevirmeli çelik kasanın başına eğilip şifreyi kolu çevirerek girer. Sonra elindeki o çantayı kasanın içine koyup kasayı kapatır. Eğildiği yerden kalkınca Şerbet’e konuşur; 

— Hadi gidelim güzelim. Oğlun bizi daha fazla beklemesin. Bu arada kasanın şifresini de değiştirdim. Ne malum, insanı sırtından bıçaklayan dostları çok dimi?

 Der.


O SENİN OĞLUN

Recep Şerbet’i, Murat’ı tuttuğu o eski depoya götürür. Murat bir sandalyede elleri ayakları bağlı oturur. O anda Şerbet’le Murat birbirlerini görünce çok şaşırıp, sevinirler. Şerbet koşarak sandalyede bağlı olan oğluna sarılır. Sonrasında oğlunu o sandalyeden kurtarmak ister Şerbet, Murat’ın ellerinde ve ayaklarında olan ipleri çözmeye yeltenince, Recep Şerbet’i kolundan sertçe tutup sandalyenin başından kaldırır ve öteye itekler. Sonrasında hızlı bir hamleyle belinden silahını çıkarıp sandalyede elleri ayakları bağlı olan Murat’ın başına dayar silahını Recep. O anda Şerbet büyük bir panik olur ve Recep’e konuşur;

— Ne yapıyorsun sen? Neden? Verdim işte çantanı, ne istiyorsun oğlumdan? Bırak onu!

Recep, Şerbet’e cevabını verir;

— Benden çalmanın cezasını sana vermeyeceğimi mi düşündün güzelim? Öyle kolay mı benim arkamdan iş çevirmek? Sonra bak daha bu da var, öncesinde de beni bir ittin, kafamı yardın. İkisi birleşince oğlunu gözlerinin önünde gebertmek oluyor senin cezan Alev. 

Şerbet daha da panik olur, çok korkar ve Recep’e konuşur;

— Yapma ne olur! O daha çocuk. Onu öldüreceksin de eline ne geçecek? Bak özür dilerim, bundan sonra senin sözünden hiç dışarı çıkmam. Ne istersen yaparım ama ne olur oğluma zarar verme.

Recep, Şerbet’e;

— Olmaz, bu senin cezan Alev.

Deyip, silahını ateşlemek için arka kısmını indirir. O anda Şerbet ne yapacağını şaşırır ve ağzından;

— Yapma, o senin oğlun!

Lafı bir anda çıkar. O anda Recep’te Murat’ta çok şaşırırlar. Şerbet konuşmasının devamını getirir,

— Evet, o senin oğlun. Oğlunu mu öldüreceksin? Yapma!  

Recep büyük şaşkınlıkla Şerbet’e konuşur,

— Ne diyorsun sen be? Ne oğlu? Pavyondaki bir müşteriden hamile kalmadın mı sen? Öyle demiştiniz ya… Ben çocuğu istemem diye hamile olduğunu sakladınız benden o kaltak Nermin’le bir olup hatta.

Murat duydukları karşısında şok üstüne şok yaşamış, kafasına silah dayandığını bile unutmuştur adeta annesine konuşur,

— Anne ne diyorsun sen? Benim babam sen bana hamileyken ölmemiş miydi? Nasıl olur?

Şerbet ağlayarak konuşur;

— Affet beni oğlum ne olur! Çok yalanlar söyledim sana. Affet beni…. Recep o senin oğlun, öz oğlunu vuracak kadar da cani değilsindir herhalde. 

Recep yüzünde büyük bir şaşkınlık ifadesiyle Murat’a doğrulttuğu silahı havaya kaldırmış ve avazı çıktığı kadar bağırarak havaya üç el ateş etmişti. O gece Recep, Murat’ın ve Şerbet’in evlerine gitmelerine izin vermişti.

 

HER ŞEY PARAMPARÇA

Artık her şey paramparça olmuştu onlar için… Öyle düşünüyorlardı, öyle hissediyorlardı. Ama daha her şey yeni başlıyordu. Murat annesinin ona yalan konuşabileceğini aklının ucundan bile geçirmezken, annesinin ondan sakladığı büyük yalanları öğrenmişti. O gece sabaha kadar Şerbet hiç uyumamıştı düşünmekten, ağlamaktan bitap düşmüştü. Firdevs ise her şeye rağmen ablasının üzülmesine dayanamayıp, onunla birlikte ağlayarak sabaha kadar ablasını yalnız bırakmamıştı. Recep ise yaşadığı büyük şokun etkisindeydi hala, Murat onun oğluydu… Senelerdir herhangi bir müşteriden sandığı çocuk, onun kanından canından bir parçaydı. Peki şimdi ne yapmalıyım? diye düşünüyordu Recep, onu bu saatten sonra oğlum diye kabullenip, bağrıma mı basmalıyım? Peki ya Alev… Oğlumun annesi… Recep’in kafasında birçok önemli sorgular dönüyordu ve kendi de kendine tatmin edici cevaplar veremiyordu. Nermin ise tek başına büyük bir karar vermiş ve o malum kasetin yerine başka boş bir video kaset koymuştu. Nermin’in bu kararından sonra hepsi bir bombanın üzerinde oturuyorlardı aslında. Recep ona verilen kasetin boş olduğunu öğrenirse ne olurdu? Peki ya o kasetin asıl muhatapları Haydar Sarıhan, belediye başkanı ve ünlü müteahhit Recep’in elindeki kasetin aslında boş bir kaset olduğunu öğrenirlerse ne olurdu? İşte asıl felaket Recep için o zaman başlayacaktı. Nermin ise artık onun elinde olan o malum kaseti direkt gidip polise vermek istiyordu. Böylelikle o küçücük kız çocuklarına yapılan iğrençlik cezasını bulacaktı. Bulmadıydı da Nermin’in tek isteği buydu.  Şerbet’in de asıl isteği buydu aslında, daha 18 yaşını bile doldurmamış kız çocuklarına tecavüz eden sapıkların tutuklanıp hesap vermesi için Şerbet çalmıştı o kaseti Recep’in kasasından. Tamam belki daha öncesinde Beyoğlu pavyonu adındaki cehennemden kurtulmak için Recep’e şantaj yapacaktı ama sonunda yine asıl emeli Nermin gibi o kaseti gidip polise teslim etmekti. Haydar Sarıhan, belediye başkanı ve müteahhit ise kaset üzerinden dönen bütün dolaplardan habersiz Recep’e kaseti gizli tutması için aylık şantaj paralarını vermeye devam ediyorlardı.  

Murat ise yaşadığı büyük sarsıntılardan sonra annesiyle aynı evin içinde konuşmamaya başlamıştı. Şerbet ise aynı evin içinde oğlunun onun yüzüne bakmamasına, onunla tek kelime bile konuşmamasına içerleyip ağlayarak hak veriyordu. Öyle ya, Murat annesinin o pavyonda sadece temizlikçi olduğunu biliyordu, şarkıcı ve hayat kadını değil. En önemlisi babasının o daha çok küçükken öldüğü söylenmişti ona. Şimdi annesiyle ilgili inandığı bütün değerler başına yıkılmıştı Murat’ın. Firdevs ise aynı evin içinde ikisinin arasında kalmıştı. Ne kadar ablasını anlıyor ve onun için üzülüyorsa, Murat’ın da yaşadığı bütün travmaları aynı şekilde anlıyor ve onun için üzülüyordu Firdevs. Murat her gün okuluna ve işine gidip gelmeye devam ediyor, evi bir otel gibi kullanıyordu. Şerbet en azından eve gelip gitmesine şükür diyordu, ya bir de gidip hiç gelmese… Ne yapardı? Nerde bulurdu oğlunu? Murat bütün bu olayların içinde huzuru Tarık’ın yanında buluyordu. Ama Murat hayatındaki sırların sadece babasının kim olduğu ve annesinin aslında Beyoğlu pavyonun da ne iş yaptığıyla sınırlı kalmadığını bilmiyordu. Sevgilisi Tarık’ın babası Haydar Sarıhan’ın aslında kim olduğunu daha henüz öğrenmemişti. Tarık’ta babasının skandal gizli yaşamından habersizdi tabi. Her şeye rağmen iki genç delikanlı aşklarını yaşamaya devam ediyorlardı. Pastanelerde oturuyor, sokaklarda geziyor, tenha yerlerde öpüşüyorlardı. Murat’ın aslında annesiyle yaşadığı evi terk edip gitmemesinin altında hala annesine duyduğu sevgisi vardı. Annesinin her göz yaşı dökmesinde içten içe kahroluyordu. Öğrendiği sarsıcı gerçeklerle dünyası alt üst olmuştu Murat’ın evet ama her döktüğü göz yaşında annesinin de yaşanan her için belki de ondan daha fazla kahrolduğunu görüyordu. İşte bu yüzden Murat annesiyle yaşadığı evi terk edip gitmemişti. İçten içe zamanla annesini affedeceğini de biliyordu aslında. Çünkü ne olursa olsun o onun yine de annesiydi…

YAZAN

ALİ SİNOP



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Popüler Yayınlar